Newton ve Evrensel Kurallar & Hume ve Tasarım Delili

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Newton ve Evrensel Kurallar & Hume ve Tasarım Delili

Mesaj tarafından cRn* & méLiss-á Bir Salı Kas. 11, 2008 4:38 pm

NEWTON VE EVRENSEL KANUNLAR
Kopernik ve Kepler’in ortaya koyduğu Güneş merkezli sistem ile Galile’nin gözlemleri ve fiziğe yaklaşımı, evrenin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmuştu. Fakat gezegenlerin yörüngelerinde nasıl kaldığı, Dünya’nın altındakilerin neden düşmediği gibi sorular cevaplarını bulamamıştı. Işte tüm bu soruların yerine oturması için bir dev gerekiyordu. O dev de Newton’du (1642-1726). Newton, ağaçtan elmayı düşüren kuvvetin, aynı zamanda Ay’ı Dünya’mıza doğru çektiğini ortaya koydu. Bu yasa sayesinde Dünya’nın altındakiler düşmüyordu, bu yasa sayesinde tüm gezegenler yörüngelerinde hareket ediyordu; bu ‘evrensel çekim yasası’ydı.121 Newton’la beraber, tüm evrende, Dünyamızdaki fiziksel kanunların aynılarının geçerli olduğu anlaşıldı. Bu Aristoteles’in ve onun tesirindeki ortaçağ bilginlerinin çoğunun Ay-üstü âlem diye Dünya ötesindeki evreni ayrı kanunlara tabi gören yaklaşımına tamamen zıttı. Detaylı bir evrenbilim (kozmoloji) bilgisi ilk defa Newton ile mümkün olmuştur.

Newton’un başarısının altındaki en önemli sırlardan biri, uzak gök cisimlerinin bile basit genel kanunlarla anlaşılabileceğini fark etmiş olmasıdır.122 Newton ile beraber, evrenin matematiksel yasalarla ifade edilebileceğine olan inanç arttı. Fizikte elde edilen başarılar, biyolojiye de fizikteki metodun uygulanmasının benzer başarılar getireceği anlayışına yol açtı. Bazı biyologlar, fiziğin kuvvet ve hareket gibi kavramlarıyla biyolojik fenomenlerin anlaşılamayacağını; fizikalist yaklaşımlar yüzünden 17. ve 18. yüzyılda biyoloji biliminin büyük yara aldığını savunmaktadırlar.123 Bu iddianın ne kadar doğru olduğu tartışılabilir ancak 16., 17. ve 18. yüzyıllarda fizik bilimindeki gelişmelerin ve kullanılan metodun biyolojiyi etkilediği açıktır. Özellikle Newton ile beraber fizik bilimleri zirve noktasına gelmiştir ve yalnızca biyoloji değil, felsefeden tarih anlayışına kadar tüm insanlık düşüncesi Newton fiziğinin etkisinde kalmıştır.

Newton ile beraber mekanik evren anlayışı daha da popüler oldu; o, Descartes’ın fiziğindeki hataları da düzeltti.124 Newton, evrensel düzenin Tanrı tarafından yaratılıp günümüze dek muhafaza edildiğini söyledi, gezegenlerin yörüngelerini Tanrı’nın tasarımının bir delili olarak sundu, canlıların yaratılışının ve dış âlemdeki ışığa karşı canlılara gözün verilmesinin tesadüf eseri olamayacağını savundu.125 Mekanik evren anlayışının hâkim paradigma olmasında en önemli isim olan Newton’un, mekanist bilim anlayışıyla gayeci yaklaşımı ve tasarım delilini uzlaştırmış olması önemlidir.

HUME VE TASARIM DELİLİ
Mekanist yaklaşım ile gayeci yaklaşım arasındaki tartışmaya, teizm ile ateizm arasındaki gerilim neden taşınmıştır? Bunun asıl nedeni ateizmin; Tanrı’nın zihnindeki plan (bütün) ile evrendeki oluşumların (parçaların) oluştuğu şeklinde tüm evreni kapsayan bir gayeci yaklaşımı, varlık anlayışları gereği kabul edemeyecek olmasıdır. Hele teizmin, Tanrı’nın varlığını kanıtlamak için ‘tasarım delili’ne (teleolojik delile) başvurması, ateizm ile gayeci yaklaşım (teleoloji) arasındaki gerilimin sebebini iyice açığa çıkarır. Bu da ‘teleolojik delil’le ‘teleoloji’yi hem doğru bir şekilde ayırt etmemiz hem de ilişkilerini doğru kurmamız gerektiğini göstermektedir.

‘Teleolojik delil’, Tanrı’nın varlığını, evrendeki canlı veya cansız varlıklardan ve oluşlardan yola çıkarak ispat etme girişimidir. ‘Teleoloji’ ise varlıklardaki gayeselliği ifade eder. Örneğin “Yağmur bitkilerin büyümesi için yağar” veya “Göz görmek için vardır” önermeleri ‘teleolojik/gayeci’ ifadelerdir. Fakat yağmurun yararlarından veya gözün işlevinden yola çıkarak Tanrı’nın varlığı ispat edilmeye çalışılırsa ‘tasarım delili’ kullanılmış olur. ‘Gayeci’ ifadeleri teistler kullandığı gibi, bazen ateistler de -özellikle biyolojide- kullanmaktan kaçınamazlar. Diğer yandan kimi teistler, ‘tasarım delili’ne önem vermeden Tanrı’ya inanırlar; bunların kimisi için insanların zihnindeki ‘Tanrı’ kavramından Tanrı’nın varlığına yükselmeyi ifade eden ‘ontolojik delil’, kimisi için evrenin varlığından yola çıkarak Tanrı’nın varlığını temellendirmeye çalışan ‘kozmolojik delil’, kimisi için ‘kutsal metinlerin ifadeleri’, kimisi için rüya ve benzeri şahsi tecrübeler Tanrı’nın varlığının temellendirilmesi için yeterlidir. Bazıları içinse Tanrı’ya inanç için hiçbir delile gerek yoktur (fideizm).

Bu kitabın konusu açısından asıl önemli nokta ‘tasarım delili’nin doğru olup olmadığıdır. Çünkü bazı ateistler, ‘Evrim Teorisi’ni kullanarak, canlıların varlığından yola çıkarak Tanrı’nın varlığını ispat etmeye çalışan ‘tasarım delili’ kullanımlarına karşı çıkmaktadırlar. Diğer delillerden Tanrı’ya ulaşanlar, imancılar (fideistler) ve Tanrı inancı ile ‘Evrim Teorisi’ni birleştirenler (teist-evrimciler); ‘Evrim Teorisi’ni Tanrı inancı açısından sorun olarak görmezler. Fakat rasyonel Tanrı kanıtlamaları en çok ‘tasarım delili’ne dayandırılmaktadır. Kitabın 4. bölümünde, bu teorinin ‘tasarım delili’ne karşı tehdit olup olmadığı ayrıntılı bir şekilde değerlendirilecektir.

Tasarım delilinin farklı biçimleri olsa da bunların hepsi evrendeki gayeselliğin veya düzenin gözlenmesinden hareketle Tanrı’nın var olduğunu temellendirir.126 Tektanrıcı ilahiyatçılar, felsefeciler ve bilim insanları Tanrı’nın varlığının kanıtlanmasında hiçbir delili bu kadar yoğun olarak kullanmamışlardır. Bu delile karşı en etkili olmuş eleştiriler Hume (1711-1776) ve Kant (1724-1804) tarafından yöneltilmiştir. Daha sonra ise ‘Evrim Teorisi’ ile canlılar dünyasının ‘tasarım delili’ için kullanılmasına karşı çıkılmıştır. Bence teizm ile Evrim Teorisi arasındaki gerilimin en temel nedeni budur. Hume ve Kant’ın, ‘tasarım delili’nin, rasyonel Tanrı kanıtlamaları için kullanılmasına karşı itirazlarının en önemli destekleyicisi ve tamamlayıcısı olarak ‘Evrim Teorisi’ gösterilmektedir. Bu yüzden konumuz açısından Hume ve Kant’ın ‘tasarım delili’ne getirdikleri itirazlar özel bir öneme sahiptir.

Hume, gözlemlediğimiz maddî dünyadan öteye hiç bakmadan, bu dünyanın kendi düzeninin ilkesini içinde taşıdığını düşünerek, maddî dünyayı Tanrı’nın yerine ikâme edebileceğimizi söyler.127 Buna göre evrendeki düzen gibi görünen durumu açıklamak için zeki bir Yaratıcı’ya ihtiyaç yoktur.128 Hume’un eleştirileri ilk bakışta sadece metafiziğe karşıymış gibi gözükebilir; oysa Einstein’ın da belirttiği gibi, eğer Hume’un metafiziğe yönelik tüm eleştirilerini tutarlı bir şekilde kabul edersek, sadece metafizikten değil tüm düşüncelerimizden vazgeçmemiz gerekir.129 Çünkü Hume, metafiziği eleştirmek adına, zihinsel kavramlarla dış dünya arasında bağ kurulamayacağını söylemekte ve nedenselliğe şüpheyle bakmaktadır; bu yaklaşıma sahip biri ise sadece metafiziğe değil, Einstein’ın dediği gibi her şeye şüpheyle bakar. Yüksek bir yerden atladığımızda yere düşeceğimize veya ileriye doğru ittiğimiz hafif bir cismin ileriye doğru hareket edeceğine dair inancımıza da evrendeki neden-sonuç ilişkileri arasında kurduğumuz bağlantıyla (nedensellikle) ulaşırız. Hume’un eleştirilerini doğru kabul eden biri, sadece metafiziksel kanaatlere değil, verilen iki örnekteki gibi en sıradan bilgilere karşı bile bilinemezci (agnostik) olur.

Hume’un, ‘Din Üstüne Söyleşiler’ adlı eserinde bahsettiğimiz fikirleri Philo adlı karakter seslendirir. Diğer taraftan Cleanthes adlı karakter, bu kitapta, ‘tasarım delili’nin geçerli olduğunu savunur. Kitapta apriori delilleri savunan Demea da vardır; fakat Newtoncu bir bakışı merkeze alan ve gayeci nedenlerle mekanik dünya görüşünün sentezini yapan Cleanthes’tir. Philo’nun Cleanthes ile atışması, bir anlamda Hume’un Newtoncu yaklaşıma cevapları olarak da görülebilir. Hume gerek bu eseri gerek diğer eserleri içinde sunduğu fikirlerinden dolayı ‘agnostik’ felsefecilerden biri olarak sınıflanmıştır. Buna göre o, ne teizmin ne de ateizmin rasyonel delillerle temellendirilemeyeceğine inanmaktadır. ‘Agnostik’ olarak sınıflanan bir felsefeciden beklenen ise Tanrı’nın varlığının rasyonel delillerle temellendirilmesine karşı çıkmaktır. Genel eğilim, Hume’un kitabındaki Philo adlı karakter ile Hume’un kendisini özdeşleştirmek ve Hume’un Cleanthes’i galip ilan etmesini kendi döneminin baskılarıyla açıklamak yönündedir.130

Hume, doğada olup biten işlerle insan yapım ve becerisi işler arasında benzerlik (analoji) kurulamayacağını söyleyerek131 tasarım delilinin geçersiz olduğunu ispat etmeye çalışmıştır. Kitabın 4. bölümünde, özellikle günümüzde tasarım delilinin matematiksel dil kullanılarak, bilgi teorisinde olasılık hesaplarının merkeze alındığı bir yaklaşımla savunulduğunu ve bu yüzden Hume’un tasarım delilini anolojik yapısı sebebiyle reddetmesinin, tasarım delilini kabul etmemek için yeterli sebep olamayacağını göstermeye çalışacağım. Hume ayrıca ‘sonsuz zaman’ kavramını işin içine sokarak, doğadaki, düzene benzer yapının açıklamasının yapılabileceğini söyler.132 İleride ‘İnsancı İlke’ (Anthropic Principle) ve Big Bang Teorisi’ni incelerken bu konuyu da ele alacağım.

cRn* & méLiss-á
Admin

Mesaj Sayısı : 142
Kayıt tarihi : 10/11/08

Kullanıcı profilini gör http://evrimteorisi.allgoo.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz