“EVRİM TEORİSİ’NİN DOĞRULUĞU VEYA YANLIŞLIĞI BİLİNEMEZ” DİYENLERİN SINIFLANDIRILMASI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

“EVRİM TEORİSİ’NİN DOĞRULUĞU VEYA YANLIŞLIĞI BİLİNEMEZ” DİYENLERİN SINIFLANDIRILMASI

Mesaj tarafından cRn* & méLiss-á Bir Salı Kas. 11, 2008 6:02 pm

Evrim Teorisi’nin doğruluğunun veya yanlışlığının bilinemeyeceğini söyleyenler de bilinemezci, ateist veya teist olarak sınıflandırılabilirler. (Evrim Teorisi’ne karşı bilinemezci/agnostik olmayı ifade etmek için kullanılan ‘bilinemezci’ ifadesiyle, Tanrı’nın varlığı hususunda bilinemezci/agnostik olmayı ifade eden ‘bilinemezci’ ifadesinin karıştırılmamasına dikkat edilmelidir.) Daha önce belirtildiği gibi birçok kişinin teist, ateist veya bilinemezci olmasında Evrim Teorisi’nin etkisi sanıldığı oranda belirleyici olmamıştır. Evrim Teorisi’ne yaklaşımın ‘neden’, teizm, ateizm veya bilinemezciliğin ‘sonuç’ olarak görüldüğü yaklaşımlar birçok zaman hatalı olabilmektedir. Bazen teizm, ateizm veya bilinemezcilik ‘neden’, Evrim Teorisi’ne yaklaşım tarzı ‘sonuç’ olabilir. Bazen ise Evrim Teorisi’ne yaklaşım ile teizm, ateizm, bilinemezcilik arasında hiçbir bağlantı bulunmayabilir. Evrim Teorisi’ne yaklaşım ve Tanrı inancı ilişkisindeki tavrın dokuz ayrı kategoride incelenebileceğini gördük. Bu kategorilerde nedensellik ilişkisi açısından üç ayrı alt sınıflama yapılabileceğinin de göz önünde bulundurulması faydalı olacaktır. Bunlar şu şekilde özetlenebilir:

1. Evrim Teorisine yaklaşımın neden, Tanrı inancı konusundaki tavrın sonuç olması.

2. Evrim Teorisi’ne yaklaşımın sonuç, Tanrı inancı konusundaki tavrın neden olması.

3. Evrim Teorisi ve Tanrı inancı arasında neden ve sonuç ilişkisi olmaması.

Birçok kişi gelenekleri, şahsi tecrübeleri, varoluşsal sebepler ve ailesinin yaklaşımları gibi etkenlerle teist, ateist veya bilinemezci olabilir. Bu kişiler eğer biyoloji ile hiç ilgilenmemişlerse veya biyolojiye ilgileri Evrim Teorisi konusunda bir sonuca varmalarına sebep olmadıysa; Evrim Teorisi’ne karşı bilinemezci bir tavır içinde kalabilirler. Evrim Teorisi’ne karşı bilinemezci bir tavır içinde olanların hepsinin bu teori ile yeterince ilgilenmedikleri için böylesi bir tavrı benimsedikleri düşünülmemelidir. Örneğin dünyadaki en kalabalık ve en organize dini mezhebin eski lideri olan Papa II. John Paul’un kendi yaşam süresi boyunca hep gündemde olan Evrim Teorisi ile ilgilenmediği düşünülemez. Eğer kendisi bu konuyla yeterince ilgilenmemiş olsa bile, açıklamalarını yaparken danıştığı geniş grup içinde bu konuyla ilgilenmiş pek çok kişi bulunmaktadır. Papa II. John Paul, Evrim Teorisi ile Hıristiyanlığın uzlaştırılabileceğini açıklamıştır ama bunun Katolik öğretiler ile çelişmeden yapılması gerektiğini söylemiştir.26 Papa II. John Paul, Evrim Teorisi’nin din ile uzlaşabileceğini belirtmiş olmakla Evrim Teorisi’ni kabul etmiş değildir. Ama bu teoriyi açıkça kabul etmemesine rağmen, din ile uzlaştırılabilineceğini söyleyerek teoriyi reddetmemesi; sınıflamada Papa’yı ‘Evrim Teorisi’ne karşı bilinemezci-teist’ sınıfa sokmama sebep olmaktadır.

Popper ve diğer felsefecileri takip ederek Evrim Teorisi’nin yanlışlanamayan bir teori olduğunu söyleyerek Evrim Teorisi’ne karşı bilinemezci bir tavır geliştirenler de olmuştur. Buna göre Evrim Teorisi ile ilgili iddialar, kendine özgü tek bir süreçle ilgilidir, bunlar ne test edilebilir, ne de bilimsel bir kanun olabilir.27 Evrim Teorisi’nin yanlışlanamayacağını ileri sürenlerden bir kısmı, bu teorinin yararlı bir hipotez olduğunu ileri sürmek eğilimindeyken,28 bir kısmı ise yanlışlanamayan bir teorinin bilimselliğin kriterlerine uymadığı için tamamen ortadan kalkması gerektiğini savunmaktadırlar.29 Görüldüğü gibi Evrim Teorisi’nin bilimselliğin kriterlerini karşılamadığını söyleyenlerin hepsinin Evrim Teorisi’ne yaklaşımı tamamen aynı değildir. Evrim Teorisi’nin bu kriterlere uymadığını söyleyenler, bu yaklaşımlarına rağmen teoriye sempati besleyebilirler ama rasyonel olarak, en iyi ihtimalle, bu teoriye karşı bilinemezci bir tavır alabilirler. Bilimsellik iddiasındaki bir teoriye bilimselliğin kriterlerine uymadığını söyleyerek inanmak; bu teoriyi dogmalaştırarak veya adeta dinselleştirerek inanmak demektir.

Gerek Evrim Teorisi’ne karşı bilinemezci yaklaşım, gerek Tanrı inancına karşı bilinemezci yaklaşım ile ilgili tespitlerde bulunmakta, açıkça kabul veya redde nazaran bazı zorluklar vardır. Bilinemezci yaklaşımın sahipleri, iki şıkkın dışında üçüncü bir şıkkın varlığına inanmazlar. Bu, mantıken de mümkün değildir; çünkü bir önermenin kendisi veya değillemesinden biri mutlaka doğrudur. Bu yüzden ‘Evrim Teorisi doğrudur’ ve ‘Evrim Teorisi doğru değildir’ önermeleri ile ‘Tanrı vardır’ ve ‘Tanrı var değildir’ önermelerinden birer tanesi muhakkak doğrudur. Mantık kuralları açısından çelişik önermelerden biri doğru ise diğeri mutlaka yanlıştır.30 Bilinemezci yaklaşım, birbirinin değillemesi olan bu görüşlerin dışında bir şıkkın doğruluğunu ileri sürmez; fakat bu şıklardan hangisinin doğru olduğunun bilinememe haline işaret eder. Bilinemezcilerin bir kısmı, “Ben bilmiyorum” diyerek pozisyonlarını belirlemişken, bir kısmı ise “Bu bilinemez” diyerek kendi bilinemezci tavırlarının herkesin paylaşması gerekli doğru tavır olduğunu iddia ederler. “Bu bilinemez” diyenler, ortaya sürülen iki şıkkın dışında üçüncü bir şıkkın doğruluğunu ileri sürmeden, iki şıkkın da doğrulanamayacağını savunduklarından böylesi bir yaklaşım gösterirler. Felsefî açıdan daha çok dikkate alınması gerekli bilinemezci tavır budur. Bu tavrın içindeki herkes de aynı değildir. Bir kısım, teori ve pratik ayırımı yapmadan bilinemezci tavır içindeyken, bir kısım ise teori ve pratik ayırımı yaparlar ve teoride bilinemezci kalıp, pratik alanı fideist bir yaklaşıma açarlar. İkinci tavrın, Tanrı inancı konusundaki en meşhur örneği Kant’tır;31 teorik bilinemezciliğin pratik alandaki tavırdan ayrılması yaygın bir tavırdır. Herkesin yaklaşımı, Kant kadar detaylı incelenmemiş ve sistemli olarak ifade edilmemiş olduğundan, bazen bir yazısında bilinemezci bir tavır gösteren kişinin, başka bir yazısında değişik bir tavır gösterme sebebini anlamakta zorluklar olabilmektedir. Bu zorluk; incelenen şahsın, teori ve pratik ayırımı yapmasından da bilinemezci olmakla beraber iki şıktan birine daha çok sempatisi bulunmasından da sonraki fikirlerinin öncekilerden farklılaşmış olmasından da veya kişinin kendi içinde çelişkide bulunmasından da olabilir.

İki alternatif görüşü de kabul veya reddetmeden, bu alternatiflerin dışında kalmak hem Evrim Teorisi hem de Tanrı inancı açısından mümkün olan bir tavırdır. Her ne kadar Tanrı inancı konusunda bilinemezci yaklaşımın mümkün olduğu birçok kişi tarafından vurgulanmış olsa da aynı tavrın Evrim Teorisi’ne karşı da mümkün olabileceği gereğince işlenmemiş ve göz ardı edilmiştir. Bu alternatif göz ardı edilmeden Evrim Teorisi açısından üçlü bir ayırım, Tanrı inancı açısından üçlü bir ayırım yapıp; ikisi açısından ise dokuz tane kategori kabul ederek bu konuyla ilgili yaklaşımların sınıflandırılmasını öneriyorum.

NEDEN BU KONUYLA İLGİLİ TEOLOJİK AGNOSTİSİZMİ ÖNERİYORUM?
Bugüne kadar okuduğum Evrim Teorisi ile ilgili gerek bilimsel gerek felsefî gerek teolojik kitaplarda Evrim Teorisi’ne ve Tanrı inancına karşı yaklaşımlar üzerine ayrıntılı bir sınıflandırma yapıldığına tanık olmadım; diğer yandan böyle bir sınıflandırma yapılmamasının eksikliklerini hisseden biri olarak bu sınıflandırmayı önermeyi gerekli buldum. Diğer kitaplarda yapılan geniş sınıflandırmalar bile ‘Evrim Teorisi’ne inanan ateistler’, ‘Evrim Teorisi’ni reddeden teistler’ ve Tanrı’nın yarattığı bir evrim sürecini kabul eden ‘evrimci teistler’ olarak üçlü bir sınıflandırmayı kullanmaktalar. Bu sınıflandırmalarda Evrim Teorisi’ne karşı bilinemezci bir tavır içinde kalınabileceği ihtimali tamamen yok sayılmaktadır.

Daha önceden ‘Evrim Teorisi’ne karşı bilinemezci-teist’ sınıflamasına dâhil ettiğim Papa II. John Paul’u örnek olarak ele alalım. Bu kitapta önerilen sınıflamayı kullanmayanlar Papa’yı, ya ‘Evrim Teorisi’ni reddeden teist’ ya da ‘evrimci teist’ sınıflarından birine dâhil edecekler ya da en iyi ihtimalle Papa’nın bu iki düşünceden hangisinin doğru olduğu konusunda tereddütlü olduğunu söylemekle beraber, bu tarz bir yaklaşımın ayrı bir sınıf olarak değerlendirilebileceğini göz ardı edeceklerdir. Aslında böyle bir sınıflamanın yapılmamış olması, Papa gibi açıklama yapanların, ne söylediğinin anlaşılmasını da güçleştirmektedir: Böylesi bir yaklaşımda, Evrim Teorisi’nin dinsel inanç ile uzlaşabileceği söylenirken, Evrim Teorisi’nin doğruluğuna veya yanlışlığına dair bir şey söylenmemektedir. Demin andığım üçlü sınıflamanın mantığı ile bu açıklamayı dinleyenler, açıklamayı yapan kişiyi hangi sınıfa sokacaklarında tereddüt yaşayabilir, bu yüzden bu açıklamayı nasıl değerlendireceklerini belirlemeyebilirler. Oysa ‘Evrim Teorisi’ne karşı bilinemezci tavrın’ bir alternatif ve tutarlı bir şekilde savunulabilecek bir düşünce olduğu anlaşılsa bu sorunların çözümü oldukça kolaylaşırdı.

Bu konuyu vurgulamamın asıl sebebi kendimi de ‘Evrim Teorisi’ne karşı bilinemezci-teist’ sınıfın içinde görmem. Eğer böyle bir sınıfın varlığını kabul etmeseydim, ‘Evrim Teorisi’ni reddeden teist’ veya ‘evrimci teist’ kategorilerinden birini seçmek zorunda olduğum gibi yanlış bir hisse kapılabilirdim. Tahminimce, bu kitabın 3. bölümünde Evrim Teorisi adına ileri sürülen delillere eleştiriler getirmem ve bu teorinin bilimselliğin kriterlerini karşılamadığını göstermem, bir de 4. bölümde Tanrı’nın varlığına inancı rasyonel olarak temellendiren ‘tasarım delili’nin neden güvenilir olduğunu savunmam; birçok kişide, Evrim Teorisi’ni reddettiğime dair bir izlenim uyandırmıştır. Fakat, tasarım delili ile ilgili bölümün başında da ifade ettiğim gibi; ben, tasarım delilinin, Evrim Teorisi doğru da yanlış da olsa reddedilemeyecek kadar güçlü olduğunu savunuyorum. Tasarım delilini Evrim Teorisi’nin alternatifi olarak görmüyorum, fakat natüralist-ateist anlayışın yanlışlığının, tasarım delilinin verileriyle anlaşılabileceğini iddia ediyorum. Diğer yandan 3. bölümde eleştirilen, Evrim Teorisi’nin delili olarak ileri sürülen iddialar; aslında natüralist Evrim Teorisi adına, özellikle Yeni Darwinci yaklaşım adına ortaya sürülen iddialardır. Eğer Tanrı’nın yarattığı bir evrim süreci kabul edilirse, o zaman ‘natüralist evrimci’ anlayışa karşı getirilen itirazlar da geçersiz olur. Örneğin Kambriyen Patlaması’nda yepyeni çok hücreli birçok türün bir anda ortaya çıkışı, ‘natüralist evrimci’ anlayış için önemli bir sorundur; ama bu, ‘teist evrimci’ bir anlayış için sorun olmayacaktır.

Kanaatimce, ‘Evrim Teorisi’ne karşı bilinemezci’ tavır içinde olmak, teizm açısından hem tutarlı hem de akılcı bir strateji ve yaklaşımdır. Bu tavır, Evrim Teorisi’nin doğrulanmasının Tanrı’nın varlığını yanlışladığı gibi hatalı bir sonucun anlaşılmasına kapıları kapatmaktadır. Teizmin ‘Tanrı için her şey mümkündür’ ilkesine göre Tanrı’nın; türleri birbirlerinden bağımsız yaratması da evrimle yaratması da kimi türleri bağımsız kimilerini evrimle yaratması da mümkündür. Teistlerin, Evrim Teorisi’ne en düşmanı bile “Tanrı istese de evrimle canlıları yaratamaz” diyemez. Üstelik tektanrıcı üç dinin mensupları, canlıların basit bir hammaddenin (toprak ve su) dönüşümü sonucu oluştuğunu kabul ederler. Yani basitten kompleksin oluşturulması ve dönüşüm fikri teizme yabancı değildir.

Üstelik ateistler tarih boyunca, aşağı yukarı bugünkü gibi bir evrenin ezelden beri var olduğunu savunmuşlardır. Oysa teizm aşama aşama oluşmuş (teistik metinlerdeki ‘yoktan yaratma’, ‘altı dönemde yaratma’, ‘duman halinde bir durumdan yaratma’ gibi ifadelerden bu aşamalı oluşum anlaşılır) bir evreni tarih boyunca kabul ettiği için; aslında başta, evrimci yaklaşım ile teizm arasında bir ittifakın bulunduğu bile söylenebilir. Elbette ki, her evrimci yaklaşıma önem verenin Evrim Teorisi’ni kabul etmesi gerekmez, daha önce de ifade edildiği gibi evrimci bir evren veya tarih veya kültür anlayışına sahip olmakla biyolojik Evrim Teorisi’ne inanmak arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Bunların birine inanç veya birini inkâr, diğerine inancı veya diğerini inkârı gerektirmez; fakat yine de bunlar, teizmin Evrim Teorisi’ne karşı önyargılı olması için bir sebep olmadığını gösterir.

Ben, kendi pozisyonumu ‘teolojik agnostisizm’ (dinbilimsel bilinemezcilik) olarak tanımlıyorum. Tanrı’nın varlığı konusunda agnostik kalmıyorum, çünkü kozmolojik delil ve tasarım delilinin Tanrı’nın varlığını rasyonel olarak temellendirdiğine ve alternatif olarak sunulan natüralist-ateist yaklaşıma karşı ezici bir üstünlüğe sahip olduğuna inanıyorum. Evrim Teorisi’ne karşı ise bilinemezci tavır içinde kalıyorum. Çünkü birincisi, 3. bölümde de gösterildiği gibi bu teori bilimsel kriterleri karşılayamıyor, gözlemlenemiyor, yanlışlanamıyor, öngörülerde bulunamıyor ve alternatif görüşe (türlerin, cinslerin, familyaların, takımların, sınıfların ve filumların çoğunun veya hepsinin bağımsız yaratıldığına) karşı üstünlük sağlayamıyor. Bu yüzden bu teoriyi bilimsel bir gerçek olarak kabul etmiyorum. Ikincisi ise bilimsel açıdan doğruluğu gösterilemeyen bu teoriyi reddetmek için teolojik bir sebep bulamıyorum. Öncelikle Tanrı’nın evrimle de canlıları yaratabilecek olması sebebiyle Tanrı’nın varlığı ile Evrim Teorisi’nin uzlaştırılabileceğini biliyorum.

Bu teoriyi reddetmek için teolojik sebebin Kutsal Metinler’deki ifadelerden kaynaklandığı düşünülebilir. Bu konuyu şimdilik paranteze aldım; ilerleyen sayfalarda görüleceği gibi gerek Yahudi gerek Hıristiyan gerek Müslüman din adamları ve dindarlardan birçok kişi bu metinlerdeki ifadeleri Evrim Teorisi’ne aykırı görmemektedirler. Birçok dindar ve din adamı, Evrim Teorisi’nin ‘türlerin birbirlerine değiştiğine’ dair özünü kabul ederek, Yeni-Darwinci düşünceden farklı bir Evrim Teorisi anlayışını veya insanın ayrı bir kategori olarak ele alındığı şekliyle bu teoriyi kabul etmekte bir sorun görmüyorlar.



cRn* & méLiss-á
Admin

Mesaj Sayısı : 142
Kayıt tarihi : 10/11/08

Kullanıcı profilini gör http://evrimteorisi.allgoo.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: “EVRİM TEORİSİ’NİN DOĞRULUĞU VEYA YANLIŞLIĞI BİLİNEMEZ” DİYENLERİN SINIFLANDIRILMASI

Mesaj tarafından cRn* & méLiss-á Bir Salı Kas. 11, 2008 6:03 pm

‘Teolojik agnostisizm’i bazılarının yaptığı gibi Tanrı’nın tüm sıfatları için önermiyorum; hiç şüphesiz Kutsal Metinler ve evren, sadece Tanrı’nın varlığını değil Tanrı’nın ilmi ve kudreti gibi birçok sıfatını da temellendirmektedir. Teolojik agnostisizmi, Tanrı’nın varlığına ve Tanrısal vahye (elbette ki teistler nelerin Tanrısal vahiy olduğu konusunda bir konsensüse sahip değiller; ben bu ifadeyle, vahyi bir bilgi kaynağı olarak gören kişi neye inanıyorsa onu kastediyorum) aykırı olmayan hususlarda, eğer Tanrısal hikmetin neyi gerektirdiğini bilemiyorsak; bu konuda agnostik kalmanın en tutarlı yol olduğunu söyleyerek öneriyorum. Tanrısal hikmet açısından türlerin bağımsız mı, birbirlerinden evrimle mi, bunların bir karışımıyla mı yaratıldıklarını söyleyebilecek pozisyonda değiliz. Tanrı’nın aklı ve bilimi kullanarak anlamamıza şu anda olanak vermediği bu konuda, Kutsal Metinler’e dayanarak bir çıkarımda bulunmamızın da mümkün olmadığı kanaatindeyim. Teolojik agnostisizmi Tanrısal hikmeti çözemediğimiz hususlar için öneriyorum ve Evrim Teorisi’ne karşı yaklaşımın da buna dahil edilebileceğini düşünüyorum. Evrenin ve canlıların incelenmesi bunların bilinçle ve kudretle yaratıldıklarını ve tasarımlandıklarını göstermektedir; ama bundan, bunların nasıl (evrimle veya değil) tasarımlandıklarını (Tanrı’nın hangi yolu kullandığını) anlayamayız.
Din-bilim ilişkisindeki sorunlara yaklaşımda, Tanrı’nın yaratma şekli hakkında teolojik agnostisizmin kullanılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yaklaşım, Evrim Teorisi’ne karşı alınacak tavır dışında, Tanrı-evren ilişkisinde Tanrı’nın doğa yasalarını ihlal edip etmediği veya ruhun ayrı bir cevher olup olmadığı gibi konularda da kullanılabilir ve ben, bu konulara yaklaşımımda da teolojik agnostik bir tutumu esas alıyorum; ilerleyen sayfalarda bu konulara da değineceğim. Bu yaklaşımın, din ile bilimin gereksiz yere çatıştırıldığı birçok konuda çatışmaları çözeceğine inanıyorum. Örneğin, böylece, Evrim Teorisi bilimin ve felsefenin tartışma alanına bırakılıp; teolojik eleştiriler, sadece, natüralist-ateist yaklaşımların bu teoriyi istismar etmesine yöneltilebilir. Fakat bu yaklaşımı, sırf çatışmaları çözen bir yaklaşımın faydalarını düşünerek önermiyorum; teolojik olarak, Tanrısal hikmeti bilemediğimiz konularda “Bilmiyorum” demenin en doğru tavır olduğunu düşündüğüm için bu yaklaşımı öneriyorum. Evreni ve canlıları incelememiz sonucunda bunların bilinçle, kudretle ve yüksek bir ilimle tasarımlandıklarını rahatlıkla anlayabiliriz; fakat Tanrı’nın bu tasarımları ‘nasıl’ oluşturduğu konusunda aynı rahatlıkla konuşamayız. Tektanrılı dinlerin inananları için asıl önemli olan Tanrı’nın varlığını, ilmini, kudretini gösteren delillerdir; bu yüzden, Tanrı’nın yaratışta hangi yolu kullandığı konusunda ‘teolojik agnostik’ bir tavrın, üç dinin inananları için de bir sorun teşkil etmemesi gerektiği kanaatindeyim.

cRn* & méLiss-á
Admin

Mesaj Sayısı : 142
Kayıt tarihi : 10/11/08

Kullanıcı profilini gör http://evrimteorisi.allgoo.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz