İslam Düşüncesinde Bilim ve Biyoloji ve Evrim Fikri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

İslam Düşüncesinde Bilim ve Biyoloji ve Evrim Fikri

Mesaj tarafından cRn* & méLiss-á Bir Salı Kas. 11, 2008 4:37 pm

İSLAM DÜŞÜNCESİNDE BİLİM VE BİYOLOJİ
Galenos’tan sonra uzun bir dönem çok önemli sayılabilecek biyolojik bir çalışmaya rastlanmamaktadır. Bu süreç Islam düşüncesinin en önemli eserlerinin verildiği 9.-13. yüzyıllar arasındaki döneme kadar devam etti. İslam dini 7. yüzyılda ortaya çıktı ve İslam’ın kaynağı Kuran, tüm varlıkları Tanrı’nın varlığının delilleri olarak nitelendirerek Müslümanları bunların incelenmesine teşvik etti. Kuran’ın ayetlerinin şekillendirdiği zihinler, bilimsel çalışmayı bir ibadet ve Tanrı’ya yaklaşmanın aracı olarak değerlendirdiler. Kuran’ın dili bilimsel ilerlemenin uluslararası vasıtası oldu. Bu yüzyıllarda yaşamış Cabir bin Hayyan, Kindi, Harizmi, Fergani, Ebu Bekr er-Razi, Ibn Sina, Biruni, Ibn Yunus, Ibnül Heysem gibi Müslüman bilim insanlarının Batı’da eşdeğerleri bulunmamaktaydı. Ortaçağ hakkında ‘karanlık çağ’ denmesi Batı medeniyeti için doğru olabilir ama bu dönemdeki İslam düşüncesinin bilimsel başarısı için bu ifadeyi kullanmak uygun değildir.58 Ünlü bilim tarihçisi Sarton, 8. yüzyılın ikinci yarısından 12. yüzyıla kadarki kronolojiyi her yarım yüzyıla bu dönemlere damgasını vurmuş Müslüman bilim insanlarının adını vererek düzenlemekte ve topyekün bu dönemi ‘altın çağ’ olarak nitelemektedir.59

Müslümanlar, ilmin gerçek sahibi olarak Allah’ı gördükleri için; yabancı toplumlardan bilgi almada, bu toplumlardan çeviriler yapmakta bir sakınca görmediler. Hint, Fars, Mezopotamya bölgesindeki birikimden ve de özellikle Yunan mirasından yararlanıldı. Önceki insanların bilim ve düşünceye katkılarını kendi eserleri sayarak, faydalı olanı almayı, faydasız olana itibar etmemeyi prensip edindiler. Yunan bilim ve düşüncesini ayrıntılarıyla tercüme edip korumalarına ve ondan faydalanmalarına rağmen Yunan mitolojisini çoktanrıcılığın bir şekli olarak niteleyip dikkate almamışlardır.60

Müslüman düşünürler, sadece kendilerinden bir şey katmadıkları tercümeler yapmamışlar; daha baştan kendi inançları, varlık anlayışları çerçevesinde seçimler yaparak etkili olmuşlardır. Özellikle Aristoteles’in ve Galenos’un, onlardan sonra ise Hippokrates’in, İslam dünyasındaki biyoloji biliminin gelişiminde en etkili kişiler olduğu söylenebilir. Hippokrates ve Galenos’ta yer alan uyum ve denge fikri ile İslam’da önemli bir yer tutan uyum ve denge fikri arasındaki ilişki de bunu kolaylaştırmıştır.61 İslam’daki, canlıları, Allah’ın varlığının ve gücünün delili olarak gören anlayışın, Aristoteles’in ve onu izleyen Galenos’un gayeci yaklaşımıyla uyumlu olması da; onların, İslam düşünürlerince benimsenmelerinde etkili olmuştur.

İslam düşünürleri bilgilerini sadece tercümelerle arttırmakla kalmamış, sistematik deney ve gözlemle bilgi edinmenin bilgi teorisi açısından önemini kavramışlar ve birçok keşifler yapmışlardır. Örneğin Ibnün Nefs’in küçük kan dolaşımını keşfi önemlidir.62 Ibnün Nefs, Galenos’un yanlış düşüncelerini düzelterek kalbin üç değil iki karıncıktan ibaret olduğunu bulmuştur.63 Hayvanbilimi alanında Cahız’ın ‘Kitab el- Hayevan’ (Hayvanlar Hakkında Kitap) adlı kitabı kendi döneminin en önemli eserlerindendir. O, Aristoteles’in fikirlerinden faydalanmış, onları hem geliştirmiş, hem de eleştirmiştir. Cahız, hayvanbilimini (zoolojiyi), dini araştırmaların bir dalı haline getirmiştir.64 Bu durum, doğa bilimleri üzerine çalışmayı, ibadet kabul eden devrin genel anlayışıyla uyumluydu. Kuran canlı varlıklara özel bir itina göstermiştir. Nitekim birisi Kuran’ın en uzun suresi olmak üzere Kuran’da tam altı sure adını hayvanlardan almaktadır.65

Müslüman bilim insanları botanik konusunda da önemli eserler verdiler. Örneğin Ebu Hanife ed-Dineveri’nin ‘Kitab en-Neba’ (Bitkiler Kitabı) adlı eseri muhtemelen 9. yüzyılın en önemli botanik kitabıdır. Ihvan-ı Safa’nın, Ibn Sina’nın, Ibn Bacce’nin de botanik konusundaki eserleri, kendi ve kendilerinden sonraki dönemlerde etkili olmuşlardır.66

Ibnül Heysem’in optik konusundaki çalışmaları, 16-17. yüzyıla kadarki bu alanda yapılmış en önemli bilimsel çalışmalardan birisidir.67mOptikteki bilgi birikimi astronomi için olduğu kadar biyoloji için de hayati önemde olmuştur. Nasıl çağdaş astronomi gelişmesini teleskopa borçluysa, çağdaş biyoloji de mikroskopa borçludur. Bu yüzden optikteki gelişmeye katkısı olan Ibnül Heysem biyoloji açısından da önemli bir yere sahiptir. Roger Bacon’dan, Vitello’dan, Leonardo da Vinci’ye dek birçok önemli bilim insanı optikle ilgili çalışmalarında Ibnül Heysem’in optikle ilgili kitabından faydalanmışlardır.68

Modern biyoloji ve ‘Evrim Teorisi’, Batı medeniyetinin bilimsel ortamında gelişti. Bu yüzden Batı bilimi ve biyolojisinin beslendiği kaynaklar olan Grek medeniyetini ve Islam düşüncesini tanımamız, Batı medeniyetinin gelişimini daha iyi kavrayabilmemiz için faydalı olacaktır. Islam düşüncesinden yapılan çevirilerle Batı, kendi tarihsel köklerini dayandırdığı ve yoğun etkisi altına girdiği Grek mirasını keşfetti. Batı, Islam düşüncesinden tercümelerle Grek medeniyetini keşfederken, Islam düşüncesinin Grek medeniyetini yorumlayışını ve Islam bilim insanlarının metodolojisini ve keşiflerini de kendi içine aldı. Albertus Magnus, Thomas Aquinas, Duns Scottus gibi Batı medeniyetinin önemli isimleri, özellikle Ibn Sina ve Ibn Rüşd’ün düşüncelerinden derinden etkilendiler.69 Roger Bacon’a nispet edilen deneysel metodu kurma şerefinin aslında Müslüman bilginlere ait olduğu, teori ve deneyin metodolojik bütünlüğü konusunda Bacon ve Leonardo da Vinci gibi ünlü bilim insanlarının, Müslüman bilim insanlarından ciddi etkiler aldıkları ünlü Batılı bilim tarihçilerince de ifade edilmiştir.70

11. ve 13. yüzyıllarda Arapçadan Latinceye yapılan tercümeler Avrupa’da bir eğitim devrimine yol açmış ve dolayısıyla Batı’da mevcut şekliyle üniversitenin doğuşunda etkili olmuştur.71 Arapçadan yapılan tercümelerle Batı dillerine giren kelime ve kavramlar, özellikle 16. yüzyılda bu konuda gösterilen özel bir gayretle Batı’nın bilimsel terminolojisinden çıkarıldı.72

Islam düşüncesinin biyoloji alanındaki en etkili isminin Ibn Sina olduğunu söylemek mümkündür. Özellikle ‘el-Kanun fi’t-Tıbb’ isimli eseri biyoloji ve tıp alanlarında yüzyıllarca ders kitabı olarak okutulmuştur. 15. yüzyılın sonlarına doğru ‘el-Kanun’, Galenos’un eserleriyle birlikte Batı Avrupa’daki tıp fakültelerinde okutuluyor ve yorumlanıyordu. Bilhassa 13. yüzyıldan itibaren Italya’da büyük bir ilgiyle karşılanmıştır.73

Müslüman bilim insanları teistik bir varlık anlayışını, deney ve gözleme önem veren bir bilgi teorisini ve bilim anlayışını, farklı medeniyetlerin bilimsel mirasından faydalanmayı gerekli gören bir zihniyeti, evreni ve canlıları tanıma faaliyetlerini ibadet kabul eden bir iman anlayışıyla birleştirdiler. Tüm bunları kendi bünyelerinde sentezleyen Islam düşüncesi, Batı medeniyetine önemli bir miras aktardı ve bu miras Batı’nın bundan sonraki felsefî ve bilimsel macerasında etkili oldu.

İSLAM DÜŞÜNÜRLERİNDE 'EVRİM' FİKRİ
Islam düşüncesinin Batı’nın modern biliminin ve biyolojisinin oluşumunda hem deneyci ve gözlemci metodolojiyi teşvik ederek hem kendi deney ve gözlem sonuçlarını aktararak hem de Grek medeniyetinin mirasıyla Batı’yı buluşturarak etkili olduğu doğrudur. Fakat Lamarck ve özellikle de Darwin tarafından ortaya konan, sonra başta genetik olmak üzere biyolojideki gelişmelerle yeniden formüle edilen ‘biyolojik Evrim Teorisi’ni, Batı’nın, Islam düşüncesinden aldığını söylemek için yeterli ve tutarlı delil bulunmamaktadır. Bazılarının yaptığı gibi Anaximander’de ‘Evrim Teorisi’ni aramak hata olduğu gibi, Islam düşüncesi içindeki Ihvan-ı Safa’da ‘Evrim Teorisi’ni aramak da hatalıdır.74 Bu, Islam düşünürlerinde ‘evrim’ fikri olmadığı anlamına gelmemektedir. Bazı araştırmacılar bu düşünürlerdeki ‘evrim’ kavramına işaret ettiklerinde, birçok kişinin ‘evrim’ kavramıyla ‘biyolojik Evrim Teorisi’ni karıştırdığı görünmektedir. Bu çok tekrarlanan, kavramların yanlış kullanılmasından kaynaklanan hata, sıkça tarafların anlaşılamamasına sebep olmaktadır.

‘Evrim’ kavramı ile daha kompleks bir varlık türünün daha basit bir varlıktan meydana gelmesi kastedilir. Örneğin gaz bulutlarının sıkışmasından gezegenlerin oluşumu şeklinde kozmolojik seviyede bir evrim de hidrojen ve oksijenin birleşmesinden suyun oluşması şeklinde kimyevi seviyede bir evrim de ‘evrim’ kavramının içine girer. Biyolojik anlamda ise Lamarck ve özellikle Darwin tarafından ortaya konan ‘Evrim Teorisi’ ile her bir canlı türünün, diğer bir türün değişimi sonucu oluştuğu kabul edilir. Bu yüzden türlerin sabitliğini savunan herkes ‘Evrim Teorisi’ ile tam zıt kutuptadır. ‘Evrimci’ fikirleri gösterilirken türlerin değişmezliğini savundukları da aynı araştırmacılar tarafından gösterilen Nazzam75, Biruni76, Ihvan-ı Safa77 ‘evrimci’ kabul edilseler de ‘Evrim Teorisi’ni önceden sezinledikleri söylenemez.
Cahız, canlılar arasındaki hayat kavgasından, Biruni canlı türlerin içindeki çeşitlilikten ve türlerin seçimi ile ıslah edilmelerinden bahsetmişlerse de hiçbirinin bugünkü anlamda bir ‘Evrim Teorisi’ni savunduğu söylenemez.78 Canlıların ‘varlık mertebeleri’ olduğu görüşünü ve bu görüşe göre canlıları sıralamayı ‘Evrim Teorisi’nden ayırt etmek gerekir. Aynı hata Aristoteles için de yapılmış, onun canlıları ‘varlık mertebeleri’ne göre dizişinden, ‘Evrim Teorisi’ni öncelediğini düşünenler olmuştur. Ibn Miskeveyh’in de yaptığı gibi canlıları ‘varlık mertebeleri’ne göre ayıran hiyerarşik bir diziliş, basit canlıdan kompleks canlıların evrimleştiğini söyleyen sıralamaya benzeyebilir.79 Fakat ‘varlık mertebeleri’ne göre canlıları dizişte canlı türlerinin birbirlerinden evrimleştikleri iddiası yer almazken ‘Evrim Teorisi’nin en temel iddiası budur.

Bazı düşünürler ise Kuran’da bir ceza olarak anlatılan ‘mesh’ olayına dayanarak bir türden diğerine dönüşmeyi mümkün görmüşlerdir (Bu konu 5. bölümde işlenecektir). Sınırlı sayıda türün birbirinden evrimleşmesiyle, bütün türlerin, cinslerin, familyaların, sınıfların evrimleşerek oluştuğunu söyleyen ‘Evrim Teorisi’ arasında önemli fark vardır. Türler arası geçişi mümkün görmekle, bütün canlıların birbirinden oluştuğunu söyleyen sistematik bir görüşü ortaya koymak arasında ciddi bir derece farkı vardır. Bir düşünürün, sırf türler arası geçişi mümkün gördüğü için ‘Evrim Teorisi’ni öncelediğini söylemek zorlama olacaktır.

Müslüman düşünürlerde ‘evrim’ görüşü olduğunu söyleyenler üç tip ‘evrim’ kastetmektedirler. Bunların birincisi biyolojik evrimdir ve türlerin değişimi bu evrimin konusudur. Ikincisi sosyal evrimdir ve medeniyetlerin gelişimi gibi faktörler buna dahildir. Üçüncüsü ise insanın ahlaki ve manevi açıdan gelişimini anlatan psikolojik evrimdir.80 Günümüzde birçok kişi ‘evrim’ kavramıyla ‘Evrim Teorisi’ni anladığı için, bu saydığımız üç ‘evrim’ görüşünden herhangi biri kastedildiğinde ayırım yapılamayabilmektedir; ama yapılması gerekmektedir. Örneğin Mevlana’nın manevi açıdan gelişimi kasteden şiirlerinin, ‘biyolojik Evrim Teorisi’ni öncelemesi şeklinde yapılan yorumlar doğru kabul edilemez. Mevlana’nın açıklamaları da canlıların, hiyerarşik varlık mertebelerine göre dizilmelerini öngören ‘varlık mertebeleri’ anlayışı ile ilgilidir. Cahız’ın evrimi öncelediğini söyleyen bir görüş Cahız’ın bilimsel, biyolojik yaklaşımından dolayı daha çok tartışmaya değerdir; fakat tasavvufi şiirsel bir eserin birkaç beytinden dolayı Mevlana’yı biyoloji alanına çekmek hatadır. Mevlana’nın, kendi alanındaki birinden beklendiği gibi ‘psikolojik evrime’ işaret ettiğini veya ruhsal gelişimi vurguladığını söylemek daha doğru olacaktır.

Bazı Islam düşünürlerinin doğal seleksiyona ve dönüşümcülük fikrine işaret etmeleri önemlidir.81 Fakat bu ifadelere dayanarak ‘Evrim Teorisi’nin Müslüman düşünürler sayesinde veya onlar tarafından ortaya konduğunu söyleyecek yeterli, sistematik ve ikna edici verilere sahip değiliz. Canlılar dünyasında doğal seleksiyonun varlığını tespit etmek ile yeni türlerin, cinslerin, familyaların oluşumunu Darwin gibi ‘doğal seleksiyon’la açıklamak çok farklıdır. Türlerin değişimine işaret edilmesi ise biyolojik açıdan ciddi bir öneme sahiptir. Fakat bütün canlıları böylesi bir değişimin sonucu görmek ile bu değişimin sınırlı şekilde gerçekleştiğini söylemek oldukça farklı fikirlerdir. Diğer yandan, ‘Evrim Teorisi’ ile karıştırmamak gerekmekle birlikte, birçok ünlü Islam düşünürünün felsefelerinde ‘evrim’ kavramının önemli bir yere sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir.

cRn* & méLiss-á
Admin

Mesaj Sayısı : 142
Kayıt tarihi : 10/11/08

Kullanıcı profilini gör http://evrimteorisi.allgoo.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz