Öenmli Kişiler ve Bilime Etkileri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Öenmli Kişiler ve Bilime Etkileri

Mesaj tarafından cRn* & méLiss-á Bir Salı Kas. 11, 2008 4:35 pm

PLATON
Protagoras, Gorgias ve Sokrates gibi düşünürler için biyoloji ve tüm diğer doğa bilimleri, felsefî etkinliğin dışındadır. Onlar bu konudaki çabaları, başarısı olanaksız bir uğraş olarak algıladılar ve bilinemezci (agnostik) bir tavır sergilediler. Fakat felsefî düşünceyi gerçek manada yönlendiren ve atomcularla beraber kendisinden önceki düşünürlerin çoğunu gölgede bırakan Platon oldu.17 Platon hem kendinden önceki felsefecileri gölgede bırakan, hem de Yunan felsefesinin itibarını arttırarak gölgede bıraktığı isimlerin gün ışığına çıkmasını sağlayan kişidir. O, kendisinden önceki Pythagoras, Parmenides, Herakleitus ve hocası Sokrates gibi felsefecilerin mirasından faydalanmasının yanında, antikçağdaki ünde ve etkideki tek rakibi, talebesi olan Aristoteles’i mirasından yararlandırmıştır.

Birçok biyoloji tarihi kitabında, Platon, biyoloji biliminin gelişiminde en olumsuz etkisi olan kişilerden biri olarak gösterilmektedir.18 Ünlü hayvanbilimci ve fosilbilimci Stephen Jay Gould, Platon’dan beri gelen ideal soyutlamaların, bütünü oluşturan bireylerdeki çeşitliliğin (varyasyonların) göz ardı edilmesine sebep olduğunu söyler.19 Gould, Platon’dan beri gelen ‘özcülük’ (essentialism) düşüncesinin, biyoloji ve diğer doğa bilimlerinde gelişmeyi önlediği kanısındadır. Özcülük, metafizikte, öze bir gerçeklik yükleyen, özün varoluş karşısında ontolojik bir önceliğe sahip olduğunu öne süren görüştür.20 Ernst Mayr, özcülüğün iki bin yıl boyunca biyolojiyi felce uğrattığını, Platonik düşüncenin biyolojinin felaketi olduğunu, modern biyolojinin Platonik düşünceden kurtularak geliştiğini söyler ve Platon’un ‘Timaeus’ adlı eserinde duyu organlarıyla elde edilen bilgiyle gerçeğe ulaşılamayacağını söylemesine gönderme yapar.21

Platon’un bilgi teorisindeki (epistemoloji) yaklaşımının, gözlem ve deney gibi doğa bilimleri için çok önemli olan unsurların gelişmesini engellediği doğrudur. Fakat onun sistematik yaklaşımı felsefeye kazandırmasının ve matematiği merkezi bir role koymasının, doğa bilimleri açısından ne kadar önemli olduğu da unutulmamalıdır. Platon, matematiği vazgeçilemeyecek bir bilim olarak görür; çünkü matematik ile bütün bilimler kavranır ve matematik öz varlığa varmak için kavramları kullanmaya bizi zorlar.22 Sistematik yaklaşım olmadan, deney ve gözlemler birleştirilmeyen veri yığınlarına dönüşürdü. Batı dünyasına sistematik düşünmeyi öğreten en önemli kişilerden birinin Platon olduğu dikkate alındığında, onun düşüncesinin sırf doğa bilimleri için zararlı yönlerini öne çıkaran Mayr ve Gould’un eleştirilerinden -haklı tespitlerinin de bulunmasına rağmen- haksızlık yaptığını düşünüyorum. Her iki düşünür de Darwin’in türler yerine bireyleri öne çıkaran düşüncesinin, Platon’un 2000 yıllık yanıltıcılığına nihai olarak son verdiğini düşündükleri için böyle bir abartıya gitmişlerdir.23

Mayr, Platon’un matematiksel yaklaşımının bilim için öneminin bilincindedir. O, bu noktanın farkındadır ve sadece Platon’un değil, matematiğin ve fizik bilimlerinin kendilerinin de biyoloji üzerinde çok olumsuz etkilerinin olduğu kanaatindedir. Geometrinin değişmeyen doğrularının özcülüğe yol açtığını, bunun ise evrimci düşünceye ters olduğunu söylemektedir.24 Mayr, Platon’u, evrimin karşıt kampının kahramanı ilan eder; o özcülüğün bayraktarı olduğu için bu nitelemeye layık görülür. Matematiksel düşüncenin biyoloji üzerindeki zararlarına dikkat çeken Mayr’a karşılık Nicholas Rashevsky gibi biyolojide matematiksel düşünceden daha çok istifade edilmesi gerektiğini düşünen bilim insanları da mevcuttur. Buna göre olasılık hesapları, istatistik çıkarımlar, kümeler teorisi gibi matematiksel yaklaşımlar biyolojide kullanılmalıdır.25 Biyolojinin fizik bilimlerden farkını anlamak elbette önemlidir ama matematiksel düşünce gelişmeden doğa bilimlerinde gelişme olmasının çok zor, hatta imkânsız olduğu da kabul edilmelidir.

Mayr, Platon’un dört görüşünün biyolojiye zarar verdiğini söyler. Bunlardan birincisi bahsettiğimiz özcülük ile ilgili fikirleridir. Ikincisi evreni bir ‘kozmos’ olarak görmesidir ki bu ileride evrim fikrinin ortaya konmasında zorluk çıkarmıştır. Üçüncüsü canlılığın cansız maddeden kendiliğinden oluşumu fikrini savunan filozofların görüşleri yerine Yaratıcı’yı (Demiurge’u) koymasıdır. Dördüncüsü maddî bedenden ayrı bir cevher olarak ruha yaptığı çok önemli vurgudur.26 Tüm bu izahlardan anlaşılıyor ki Mayr, Platon’un biyolojik düşünceye zarar verdiğini söylerken aslında materyalist-evrimci düşünce ile biyolojik düşünceyi özdeşleştirmiş bulunmaktadır. Mayr, 2000 yılı aşkın bir zamanda süren özcü düşünceden insanları kurtaran kahraman olarak Darwin’i sunar ve onun sayesinde özcülükten popülasyoncu düşünceye geçildiğini söyler.27

Heidegger, Nietzsche’nin kendi felsefesini Platonculuğa karşı bir felsefe olarak gördüğünü ve Nietzsche’nin “Tanrı öldü” sözüyle Platoncu metafiziğin ölümünü kastettiğini söyler.28 Görülüyor ki Batı felsefesinde Platon birçok fikrin kaynağı kabul edilmektedir ve sırf Platon’un karşıt fikri veya panzehiri olmak iddiası bile bir biyolojik yaklaşıma (Darwin örneği) veya felsefî yaklaşıma (Nietzsche örneği) önemli bir konum kazandırabilmektedir. Alfred North Whitehead’in, Batı felsefe tarihini Platon’a düşülmüş dipnotlardan ibaret gören yaklaşımı -aslen abartılı olsa da- önemli gerçeklere işaret etmektedir. Evrimci düşüncenin geç ortaya çıkmasından ve kabulünün zor olmasından bile en önemli evrimci bilim insanlarının Platoncu düşünceyi sorumlu tutması ilginç bir örnektir.

ARİSTOTELES
Platon’un biyolojiye doğrudan katkısı yoktur, fakat ortaya koyduğu fikirlerin doğa bilimleri ve biyoloji için hem engel olma hem de yol açma açısından önemi vardır. Aristoteles’in ise hem genel felsefesinin, doğa bilimleri ve biyoloji için çizdiği yol çok önemlidir, hem de bir biyolog ve biyoloji felsefecisi olarak ortaya koyduğu ve yaptığı çalışmalar, kendisinden sonraki çok uzun bir dönem boyunca etkili olmuştur. W. Thompson, E. S. Russell ve J. Needham gibi ünlü biyologlar onun koyduğu birçok prensibin günümüze kadar tazeliğini koruduğunu söylerler.29 Biyoloji tarihi veya biyoloji felsefesi üzerine yazılan kitapların ilk bölümlerinin geniş bir kısmı genelde Aristoteles’e ayrılmıştır. O, karşılaştırmanın bilim için önemini kavrayan ilk kişi olarak anılır.30

Aristoteles, hocası Platon’un ‘idealar’ öğretisini eleştirir: Platon’un yazılarında eşyadan ayrı ‘idealar’ bulunduğunun kanıtını aramak boşunadır.31 Platon’un ‘idealar’la ilgili öğretisi, metafizik problemleri çözmek yerine, gerçek âlemi, aynı adı taşıyan faydasız ‘idealar’la daha karmaşık hale getirmektedir. Gerçekten de ‘idealar’ eşyanın ne meydana gelmesine ne muhafazasına ne anlaşılmasına yardım etmektedirler.32 Aristoteles maddî evrenden bağımsız ‘idealar’ın varlığını reddederken evrendeki bireylerin özü anlamında ‘idealar’ı kabul eder. Yani Aristoteles de Platon gibi özcüdür ama onun özcülüğü, bu evrenin dışında ayrı bir ‘idealar’ âlemine gözleri çeviren ve bu evreni önemsiz kabul eden bir özcülük değildir. Ileride Aristoteles’in özcülüğü, Linnaeus’un biyolojik teorisini de etkileyecektir ve Linnaeus biyoloğun görevini; türlerdeki, Tanrı’nın yarattığı özleri ve bu özlere bağlı türleri tespit etmek olarak ifade edecektir.33 Özcülüğün biyoloji üzerinde çok olumsuz etkisi olduğunu söyleyenler de 19. yüzyıldan (Darwin’den) önceki dönemde biyolojiye en önemli katkı yapan kişi olarak yine Aristoteles’i gösterirler.34 Onun biyolojiye bu katkılarının arkasındaki temel neden felsefesinin deneyciliğe verdiği önemdir. Aristoteles, açıkça biyolojik çalışmalarını değerlendirirken, gözlemin teoriye göre önceliğini ve teorinin ancak gözlemlerle uyumlu olma durumunda geçerli olduğunu ileri sürer.35 Aristoteles, sistematik düşünmede hocası Platon’dan, deneyci yaklaşım ve biyoloji alanında ise Hippokrates’ten istifade etmiştir. Fakat sistematik düşünce ve yaptıklarıyla Hippokrates’ten çok daha başarılı ve etkili olmuştur. ‘Hayvanların Tarihi’, ‘Hayvan Bedeninin Bölümleri Üstüne’, ‘Hayvanların Üremesine Dair’, ‘Ruh Üstüne’ yapıtları biyoloji açısından önemlidir.36 ‘Metafizik’ ve ‘Fizik’ isimli yapıtlarında ortaya koyduğu fikirlerini anlamak da doğa bilimlerine ve biyolojiye yaklaşımını kavramak için gereklidir.

Aristoteles’in biyoloji ile ilgili görüşlerinde zengin bir biyolojik mirasa sahip olmaması, yeterli deney ve gözlemi gerçekleştirememesi, mikroskop gibi araçlara sahip olmaması, ulaştığı sonuçlardaki yanlışlıklarda etkili olmuştur. Içinde bulunduğu olumsuz şartlara rağmen 2000 yıldan fazla bir süreci etkileyecek çalışmalarıyla tarihin en etkili biyoloğu olduğu söylenebilir.37 Ondan önce bilinen hiç kimse hayvanları böylesine ciddi bir sınıflandırmaya tabi tutmamıştır. O, hayvanları; yaşam tarzları, organları, davranışları gibi kriterler çerçevesinde sınıflandırmıştır.38
Onun hayvanlarla ilgili sınıflandırması kendisinden 2000 yıl kadar sonra yaşayan Linnaeus ile kıyaslanır. Durağan sabit bir evren anlayışını öngören fiziği daha önce (16. yüzyıl) gözden düşmüş olmasına karşın biyolojide üstatlık mertebesini 19. yüzyıla dek korumuştur. Günümüzdeyse, kavramları ile görüşlerinin çoğu, biyoloji felsefesinin hâlâ gündemindedir.39 550 civarında hayvanı gruplandırarak, canlıları; ‘yumuşak, sıcakkanlı memeliler’ ve ‘sert, soğuk bitkiler’ gibi farklı hiyerarşik sıralar altında incelemiştir. Onun çalışmaları morfoloji, fizyoloji, embriyoloji, sistematik, hayvan davranışları gibi biyolojinin birçok çalışma alanı için temel oluşturmuştur.

Aristoteles’in biyoloji felsefesi, bazı evrimci filozoflar tarafından ‘Evrim Teorisi’nin daha önce ortaya konmamasının önemli sebeplerinden biri olarak gösterilir. Onun biyolojik yaklaşımında sıçramalara, umulmadık yıkımlara ve yeniden kurulmalara yer yoktur. Her oluş, öncelikle de canlılar evrenindeki oluşumlar, gayelerini -bir bakıma son biçimlerini- kendi bünyelerinde taşırlar.40 Evrenin bir kaostan oluştuğu (Platon’un düşüncesi) düşüncesinden, kompleks canlıların daha basit canlılardan oluştuğu düşüncesine kadar her türlü ‘evrim’ fikri Aristoteles’in düşüncesine tersti.41


Aristoteles’in varlığı meydana getiren nedenleri tarifi konumuz açısından önemlidir. O, varlığı meydana getiren nedenleri dört başlıkta inceler:

1. Maddî neden
2. Fail neden
3. Formel neden
4. Gayeci (Teleolojik) neden

Aristoteles’e göre bilim insanının görevi bu dört nedenin hepsi üzerine bilgi edinmektir.42 Aristoteles’in meşhur mermer heykel örneğini ele alalım. Her şeyden önce mermerin varlığına gerek vardır. Bu maddî nedendir. Heykeli yapmak için çekiç ve keskiyle yontma işlemine ihtiyaç duyulur. Bu ise fail nedendir. Fakat yine, heykelin bir şekil alması, bir at, insan veya benzeri bir şekil kazanması gerekir, gelişigüzel yontulmuş mermer heykel değildir. Bu da formel nedendir. Heykelin varoluşunun genel nedeni, heykeltıraşın amacının gerçekleşmesidir. Aristoteles buna gayesel neden yani bütün şeyin nihai nedeni der.43 Bazen formel neden ve gayesel neden aynı olur; bir şeyin son biçimi aynı zamanda sürecin nihai amacıdır.

Aristoteles’in gayeci yaklaşımı, teizm ile uyumluyken ateizm ile uyuşamaz ama bu, ateistlerin gayeci yaklaşımın kelimelerini ve kavramlarını hiç kullanmadıkları anlamına gelmez. Örneğin gözün açıklaması için “Göz görmeye yarar”, kanatlar için “Kanatlar uçmayı sağlar” şeklinde yapılan açıklamalar; gözleri ve kanatları gayesel nedenleri ile açıklayan gayeci ifadelerdir ve biyoloji kitapları bu tip ifadelerle doludur. Bazı evrimci biyologlar (örneğin botanikçi Paul J. Kramer), dilin bu şekilde kullanımını yanlış bulmakta ve bu şekildeki ifadelerin biyoloji biliminden atılmasını istemektedirler.44 Ünlü evrimci biyolog Francisco J. Ayala, biyoloji biliminde dilin gayeci kullanımından kaçışın olmadığının farkındadır ve bunda bir sakınca da görmemektedir. Fakat gayesel yaklaşımı ‘yapay gayecilik’ (artificial teleology) ve ‘doğal gayecilik’ (natural teleology) diye ikiye ayırarak, bir ateistin, gayeci kavramları kullanışı ile teistinkileri ayırt etmektedir. Buna göre bir bıçağın keskin yapılmasını, bir arabanın sürülmek için imal edilmesini veya Tanrı’nın evreni yaratmasını anlatan kişi; ‘yapay gayeci’ bir yaklaşımda bulunuyordur. Bu yaklaşımda bilinçli oluşturma ve bunun sonucunda tasarım vardır; bıçağı, arabayı ve evreni bunlara içkin olmayan dış ve bilinçli bir güç oluşturmuştur. Oysa Ayala, ‘doğal gayecilik’te her şeyin içkin olduğunu; kuşların kanatlarının oluşumundan bahsederken, tesadüfi mutasyon, adaptasyon, doğal seleksiyon gibi süreçlerin dışında hiçbir güce atıf yapmayan kişinin, ‘doğal gayeci’ açıklama yaptığını söyler.45 Görüldüğü gibi teist felsefeci ve bilim insanlarının gayeci yaklaşımı, Ayala’nın sınıflamasına göre yapay gayeciliktir; buna karşın ateist yaklaşımın gayesel terimleri kullanışı doğal gayeciliktir. Burada ‘doğal’ kelimesinin kullanılışındaki gerçek amacın, doğa-dışı gücü (Tanrı’yı), evrenin ve canlıların oluşum sürecinin dışına çıkarmak olduğu görülmektedir. Ileride görüleceği gibi bu yaklaşım tüm evrimcilerin yaklaşımı değildir, sadece ateist evrimcilerin yaklaşımıdır. Teist bir bilim insanı veya felsefeci, evrenden veya canlılardan bahsederken gayesel nedenleri göz ardı edip bilimsel yaklaşımda bulunabilir. Fakat teist bir varlık anlayışına sahip bir kişi, evreni Tanrı’nın bir tasarımı olarak gördüğü için; tasarımdan dolayı mutlak bir şekilde gayeci yaklaşımı kabul etmiştir (bilimsel yaklaşımda gayeselliği göz ardı etse de).

Jacques Monod46 ve Ernst Mayr47; Aristoteles’in ve teistlerin gayeci yaklaşımı ile ateistlerin gayesel kavramları kullanışını ayırt etmek için ‘teleonomi’ kavramının ‘teleoloji’ (gayesel) kavramının yerine kullanılmasını önermektedirler. Aristotelesçi anlamda ‘teleoloji’ kavramından kurtulmak için ‘teleonomi’ kavramının kullanılmasını ilk öneren Pittendrigh olmuştur.48 Ernst Mayr ‘teleonomi’ kavramını gayesel bir süreç için kullanmaktadır, bu gayeye giden yolu yönlendiren ise programdır. Mayr’ın programla kastettiği temelde canlıların DNA’sındaki genetik kodudur.49 Böylece teistlerin, bilinçli ve kudretli Tasarımcı’nın zihnindeki planı kasteden ‘teleoloji’si, ateist-evrimci yaklaşım tarafından; Tanrı ve DNA ile teleoloji ve teleonomi kavramları yer değiştirtilerek dönüştürülür. Böylece biyologların canlıların organları ve davranışları için kullanmaktan kaçınamadıkları ‘gayesel ifadeler’ meşrulaştırılmış olunur.

cRn* & méLiss-á
Admin

Mesaj Sayısı : 142
Kayıt tarihi : 10/11/08

Kullanıcı profilini gör http://evrimteorisi.allgoo.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Öenmli Kişiler ve Bilime Etkileri

Mesaj tarafından cRn* & méLiss-á Bir Salı Kas. 11, 2008 4:36 pm

ARİSTOTELES'TEN SONRA BİYOLOJİ
Aristoteles deneysel ve gözlemsel biyolojiye büyük katkıda bulunduğu gibi biyoloji felsefesi alanında yaptığı tartışmalar 2000 yılı aşkın bir süre alıntılanmış veya ona cevap verilmeye çalışılmıştır ve onun muhalifleri bile onun önemini yadsımamıştır.

Aristoteles Atina’dan firar ettikten sonra okulunun yönetimini, Platon’un okulundan beri beraber olduğu talebesi Theophrastus’a (MÖ 370-287) bıraktı. O da 30 yılı aşkın bir süre bu okulu yönetip birçok talebe yetiştirdi. Theophrastus’un çalışmaları botanik konusunda kendi döneminin zirvesidir.50 O, 500’ün üzerinde bitki türünden bahsetmiş ve ‘botaniğin babası’ olarak anılmıştır. ‘De Causis Plantrum’ (Bitkilerin Sebepleri) ve ‘Historia Plantrum’ (Bitkilerin Doğal Tarihi) adlı ünlü eserlerinde, bitkilerin üreme sisteminden hastalıklarına kadar birçok konuyu ele alır.51 Theophrastus’un yaklaşımının felsefe açısından değeri, deneysel yaklaşıma önem verilmediği bir devirde, deneyin ve gözlemin, bilgi teorisi açısından önemine inanması ve bizzat kendisinin uygulamalarıyla Aristoteles’in bilgisel ve kuramsal mirasını geliştirmesindedir.

Bu dönemden sonra biyolojiye önemli katkıda bulunanların birçoğu aynı zamanda hekimdir. Örneğin Herophilus’un (MÖ 300’ler civarı) anatomi konusundaki çalışmaları önemlidir, eserlerinin çoğu kaybolmuş olmasına rağmen başkalarının ondan yaptığı alıntılardan kendisinin yaşadığı dönemin en önemli iki anatomi bilgininden biri olduğu anlaşılmaktadır. Yaptığı otopsilerle insan vücudu hakkındaki bilgilerin birçoğunu ilk defa insanlığa kazandıran odur.52 Erasistratus (MÖ 290’lar civarı), Herophilus’un çağdaşıydı ve o da önemli bir anatomi bilgini ve fizyolojistti. Demokritus’un Atomcu kuramına yakındı.53 Kalp üzerine dikkatlice çalıştı ve kapakçıklarını isimlendirdi, dolaşım sistemi ve sinir sistemi üzerine araştırmalar yaptı, beynin kıvrımlarını inceledi. Iskenderiyeli bu iki anatomi bilgininin birbirleriyle rekabeti biyoloji biliminin gelişimi açısından önemli sonuçlar verdi.54

Romalıların biyolojiye katkıları genelde Yunanlılarınkinden daha önemsiz kabul edilir. Milattan sonra 1. yüzyılda yaşayan Pliny (23-79), ‘Doğa Tarihi’ adlı geniş kapsamlı bir ansiklopedi yazmış ve bu eser 15 yüzyıl boyunca başvuru kitabı olmuştur.55

Antik dönemin son önemli biyoloji bilgini 2. yüzyılda yaşayan Galenos’tur (129-200). Bergama’da doğan Galenos, Roma’da hekimlik ve cerrahlık yaptı, birçok tıp kitabı yazdı. Anatomiciydi; fil, domuz ve maymun gibi birçok hayvanın üzerinde otopsi uygulayarak sinir sistemlerini, kalplerini inceledi. Deneysel fizyolojinin kurucusu kabul edilir.56 17. yüzyıla dek biyoloji bilimi üzerinde en etkili birkaç isimden biri oldu. Hatta Aristoteles ile beraber en etkili iki kişiden biri olduğu da söylenebilir. Galenos kendinden önceki mirastan önemli ölçüde yararlandı ve Aristoteles’in gayeci yaklaşımını benimsedi. Anatomi ve fizyoloji konusunda Aristoteles’i geçmiş olsa da57 biyoloji felsefesine ve genel felsefeye olan etkisi Aristoteles’in çok gerisindedir. Aristoteles’ten sonra bilgi teorilerinde deneye ve gözleme yer veren tüm bilginlerin katkısı önemli olsa da bunların hiçbirinin felsefî bir sistem kurma ve kendilerinin de etkisi altında oldukları Aristotelesçi sistemi (paradigmayı) değiştirme konusunda girişimleri olmamıştır; çoğu bu paradigmaya bağlı bir şekilde yaptıkları çalışmalarda, tümevarım yöntemiyle mevcut bilimsel bilgiyi geliştirmeyi hedeflemiştir.

cRn* & méLiss-á
Admin

Mesaj Sayısı : 142
Kayıt tarihi : 10/11/08

Kullanıcı profilini gör http://evrimteorisi.allgoo.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz