Big Bang Teorisi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Big Bang Teorisi

Mesaj tarafından cRn* & méLiss-á Bir Salı Kas. 11, 2008 5:47 pm

BİRLEŞMELİ TÜMEVARIM, HİPOTEZLİ TÜMDENGELİM, BIG BANG TEORİSI VE EVRİM TEORİSİ
Evrim Teorisi’nin gözlenemeyen bir süreç olmasına karşın Michael Ruse, birçok zaman katilleri de göremediğimizi, fakat kullanılan bıçağın incelenmesi, geçmişteki husumet ve benzeri unsurları birleştirip sonuca varabildiğimizi söyler. Ruse, William Whewell’in, tümevarımların birleşiminden sonuca varmak için ideal yöntem olarak gösterdiği ‘birleşmeli tümevarım’ (consilience of induction) yönteminin, Evrim Teorisi’nin yöntemi olduğunu söyler.74 William Whewell, değişik alanlardan gelen delillerin topluca bir tümevarım gerçekleştirmelerini tarif etmek için ‘birleşmeli tümevarım’ deyimini kullanmıştır. Whewell, bu yöntemle ulaşılan teorilerin basit, birleştirici ve tümevarıma izin veren teoriler olduğunu söyler ve Newton’un ‘evrensel çekim gücü’ ile ilgili teorisini bu yöntemle ulaşılan teorilere örnek olarak gösterir. O, teorilerin genellemeleri sayesinde bilinmeyen vakaların tespit edilmesi ve teorinin öngörüde bulunma gücüne sahip olması gerektiğini söyler.75

Daha önce görüldüğü gibi Evrim Teorisi’ne dayanarak bir öngörüde bulunmak mümkün değildir, bu teori Whewell’in ortaya koyduğu kriterleri karşılayamamaktadır. Ruse’un, katilin bulunması için söyledikleri elbetteki göz ardı edilemez; ama katilin bulunması için mevcut deliller, en azından alternatif katil adaylarından herhangi birinin katil olduğunu diğerlerinden daha çok ortaya koyuyorsa kabul edilir. Eğer, apriori şartlanmışlığımızdan dolayı ‘Çinlileri sevmiyorsak’ ve alternatif adaylardan Çinli olanın katil olduğunu, diğer katil zanlılarına nazaran Çinliyi ön plana çıkaran bir delil olmamasına rağmen iddia ediyorsak, bu kabul edilemez. Bilimsellik kriterlerimiz ister Bacon, ister Popper, ister Carnap, ister Whewell gibi olsun; eğer alternatif teorilerden birinin diğerine üstünlüğünü gösteremiyorsak bilimsel kriterleri karşılayamayız. ‘Doğanın içinde kalmak’ gibi apriori bir kabulü Evrim Teorisi’nin alternatif teorilere karşı tek dayanağı yaparsak; ‘Çinlileri sevmemek’ gibi apriori bir yaklaşım ile Çinli’nin katilliğini diğer alternatiflere karşı ilan ettiğimizdeki hataya düşeriz. Çünkü felsefî, teolojik veya varoluşsal tercihlere dayalı ‘apriori kabuller’den çıkarsanan sonuçların bilimselliğin kriterlerini oluşturduğunu söyleyemeyiz. Ateist bir Evrim Teorisi’ni savunanların, “Neden Evrim Teorisi’ni türlerin bağımsız yaratılışına karşı tercih ediyorsunuz” sorusuna verdikleri cevap eğer “Çünkü doğa içinde kalmalıyız” anlamına gelecek bir cevabın ötesine geçemiyorsa, bu cevap sadece kabul edilen ‘apriori metafizik bir ilkeyi’ açıklamakta, fakat objektif bir delil olamamaktadır.

Evrim Teorisi’nin totolojilerin ötesine geçip bilimsel kriterleri karşılayabilmesi için, alternatif teorilere karşı üstünlüğünü objektif delillerle gösterebilmesi gerekirdi. Evrim Teorisi ile bazı açılardan benzeyen, fakat bahsedilen bilimsel kriterleri karşılayabilen Big Bang Teorisi’ni incelediğimizde, bu kriterlerin nasıl karşılanabileceğini daha iyi anlayabiliriz. Big Bang Teorisi ile Evrim Teorisi’nin önemli benzerlikleri bulunmaktadır. Big Bang Teorisi ile on beş milyar yıl önce başlayan, başlangıcını gözlemleyemediğimiz evrenin meydana gelmesine dair bir süreç savunulur; Evrim Teorisi ile birkaç milyar yıl önce başlayan, başlangıcını gözlemleyemediğimiz, canlıların oluşumuna dair bir süreç savunulur. Big Bang Teorisi ile tek noktadaki bir başlangıçtan atomlara, atomlardan toz bulutlarına, toz bulutlarından galaksilere bir evrim gerçekleştiği ileri sürülür. Evrim Teorisi ile moleküllerden tek hücrelilere, tek hücrelilerden daha kompleks canlılara bir evrim süreci savunulur. Aslında türlerin bağımsız yaratılışını kabul edenler de belli ölçüde evrimi benimserler; toprak gibi homojen bir hammaddeden canlılar gibi kompleks varlıkların yaratılması, ayrıca canlıların ana rahminde geçirdikleri aşamalar da birer evrimdir. Evrim Teorisi’nin ayırt edici özelliği ‘evrim’i savunması değil; bütün türlerin, cinslerin, familyaların birbirlerinden oluştuklarını savunmasıdır. Aslında canlıların kökenine dair bütün görüşler, türlerin ya ortak bir canlı atadan, ya da cansız toprak atadan meydana geldiklerini ileri sürerek ortak bir kökte birleştirirler. Bu yüzden, Big Bang Teorisi türlerin bağımsız yaratılışına da benzetilebilir.

Big Bang Teorisi 20. yüzyılın ilk yarısında, Evrim Teorisi ise 19. yüzyılda ortaya konduğu için, her iki teorinin de insanlık tarihine göre yakın dönemin ürünleri oldukları söylenebilir. Big Bang Teorisi ortaya konmadan önce Demokritos, Epikuros, Lucretius gibi ateist atomculardan, Aristoteles gibi kendisinden sonraki dönemin en etkin bir filozofuna ve modern dönemin materyalist filozoflarına kadar birçok kişi evrenin aşağı yukarı şimdiki halinde sonsuzdan beri var olduğunu ve sonsuza dek de var olacağını savunuyorlardı.76 Tektanrılı üç dinin mensupları evrenin başlangıcı olduğunu ve yaratıldığını kabul etmekle beraber, evrenin başlangıcına dair bilimsel bir teori oluşabileceğini ummuyorlardı. 20. yüzyılın başlangıcına Newton fiziğinin hâkimiyetinde girildi, Enistein’ın 1905 yılının başlarında yazdığı üç makale ise fizik alanında yeni bir devri başlattı.77 Einstein’ın Izafiyet Teorisi fizik alanındaki en önemli teori oldu. Fakat, Newton’un öngördüğü sonsuz büyüklükteki evrene olan inanç değişmemişti, Einstein da başta bu inancı paylaşıyordu. Sonlu bir evrenin içinde birbirini çeken maddenin tek bir birleşene dönüşmesi kaçınılmazdı, ama evrende böyle bir yapı yoktu. Newton maddenin sonsuz bir evrene homojen bir şekilde yayıldığını söyleyerek bu sorunu halletmeye çalıştı.78 Bu çözüm sorunu halletmeye yetmiyor, evrendeki yıldızların neden bu kadar uzun süredir birbirlerinden ayrı kaldığı açıklanamıyordu.79 Einstein da Newton’un fiziğinin etkisi altındaydı, 1916 yılında Einstein ilk olarak durağan bir evren modeli ortaya attı, ne var ki hemen sonra durağan bir evrenin kararlı olamayacağını ve çökmek zorunda olduğunu gördü. Durağan evren modelini kendi teorisiyle bağdaştırabilmek için, sonradan hayatının en büyük hatası olarak gördüğünü söylediği ‘kozmik itme’ fikrini icat etti.80

1922 yılında Alexander Friedmann, Einstein’ın formüllerinin, evrenin genişlemesini gerektirdiğini ortaya koydu.81 Aynı dönemde, Friedmann’dan bağımsız olarak, Einstein’ın formülleri üzerinde çalışan Vatikan Gözlemevi’nin en önemli kozmoloji uzmanı Georges Lemaitre de bu formüllere dayanarak evrenin genişleyen dinamik bir yapıda olduğunu keşfetti. Genişleyen evren çekim gücünü dengeliyordu ve yıldızlar çekim gücüne rağmen bu yüzden ayrı kalıyorlardı. Genişleyen evrenin bugünkü boyutuna ulaşabilmesi, daha evvel daha küçük, ondan evvel daha da küçük olması demekti. Geriye gidilince karşımıza bir tekillik çıkıyordu. Lemaitre kusursuz modeli bulduğuna inanıyordu: Tanrı’nın ‘ilk atom’ olarak yarattığı ve bir meşe palamudundan bir meşe ağacının büyümesi gibi büyüyüp genişlemeye devam eden ve günün bilim ustası olan Einstein’ın matematiğini sadakatle izleyen bir evren modeli. Bu aynı zamanda Einstein’ın denklemlerinin genişleme konusunda karşılaştığı sorunu da çözen bir evren görüşüydü.82

Big Bang Teorisi’nin rakibi olarak Newton’un sonsuz ve durağan evrenini düşünürsek, Big Bang Teorisi’nin nasıl üstünlük sağladığını en başından itibaren görebiliriz. Rakip teori, gözlenen evrenin çekim gücüne rağmen neden çökmediğini açıklayamıyordu. Ayrıca durağan modele göre evrenin sonsuz büyüklükte olması gerekiyordu, bu ise sonsuz yıldızın var olmasını, sonsuz yıldızın varlığı ise gecenin gündüz kadar aydınlık olmasını gerektiriyordu. Gözlenen gecenin böyle olmaması ise ‘Olber Paradoksu’ olarak adlandırılan paradoksu ortaya çıkartıyordu. Big Bang Teorisi genişleyen ve sınırlı bir evreni ileri sürerek gözlenen gecenin karanlık olmasıyla da destekleniyordu.83 Johann Friedrich Zöllner, sonsuz bir evrendeki yıldızların evrenin her noktasına sonsuz çekim uygulayacağını göstermişti. Big Bang Teorisi, Olber Paradoksu ve çekim gücünün yıldızları bir tekillikte birleştirmesi gerektiğine dair paradoks ile beraber ‘sonsuz çekim’ ile ilgili bu paradoksu da çözdü; gözlenen evrenin mantıklı ve matematiksel yasalara uygun açıklamasını yaptı.

Evrim Teorisi’nin tümevarım metodu ile temellendirilmesinin yapılamadığı görüldüğünde, teorinin aslında hipotezli-tümdengelim metoduna uygun olduğunun söylendiğini gördük. Buna göre önce hipotez veya teori ileri sürülür (hipotez veya teorinin nasıl ileri sürüldüğü önemli değildir), sonra ise gözlem ve deneylerin bu hipotez veya teoriyi destekleyip desteklemediğine göre hipotez veya teori değer kazanır. Daha önce söylendiği gibi, ancak bir teori rakiplerine göre daha iyi bir şekilde gözlemleri ve deneyleri doğruluyorsa bu metot geçerli olabilir. Evrim Teorisi, canlılardaki ve fosillerdeki, değişik yaklaşımlarla da açıklanan benzerlikleri, yeni bir bakış açısıyla açıklamış, ama objektif kriterlerle alternatiflerine üstünlük sağlayamamıştır. Oysa Big Bang Teorisi, başka hiçbir teorinin çözemediği bahsedilen paradoksları çözebilmiştir. Yıldızların çekim gücünün etkisiyle birbirleriyle birleşmemiş olması, gecenin karanlığı ve her noktada sonsuz çekim olamayacağı gibi, matematiksel ve gözlemsel olarak ifade edilebilecek objektif kriterler teoriyi desteklemiştir. Bu yüzden, Big Bang Teorisi hipotezli-tümdengelim yönteminin başarıyla uygulanmasının iyi bir örneği olmuşken; Evrim Teorisi olamamıştır.


cRn* & méLiss-á
Admin

Mesaj Sayısı : 142
Kayıt tarihi : 10/11/08

Kullanıcı profilini gör http://evrimteorisi.allgoo.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Big Bang Teorisi

Mesaj tarafından cRn* & méLiss-á Bir Salı Kas. 11, 2008 5:48 pm

RAKİP TEORİLERE ÜSTÜNLÜK, BIG BANG TEORİSİ VE EVRİM TEORİSİ
Baştan sadece teorik olarak ortaya konan Big Bang Teorisi; daha sonra teleskoplardan yapılan gözlemlerle de destek kazanmış ve evrenin sürekli genişlediği gözlemsel olarak doğrulanmıştır. Edwin Hubble, 1929 yılında, Mount Wilson Gözlemevi’nde, devrin en gelişmiş teleskobuyla tüm galaksilerin birbirlerinden uzaklaştığını gözlemledi.84 Hubble evrenin genişlemesini, ‘Doppler etkisi’ni kullanarak keşfetti. Bu trafik radarına yakalanmaya neden olan etkinin aynısıdır. Buna göre, ses veya ışık kaynağı, gözlemciye yaklaşıyorsa dalga boyu küçülür ve biz ışık maviye kaymıştır deriz, uzaklaşıyorsa dalga boyu büyür ve bu kez de kırmızıya kaymadan söz ederiz.85 Hubble, tüm galaksilerin kırmızıya kaydığını gözleyerek, bütün galaksilerin birbirlerinden uzaklaştığını; kısaca, evrenin genişlediğini, gözlemsel temelde ortaya koydu. Evrim Teorisi, şu anda var olan bütün canlıların evrim geçirerek diğer türlerden oluştuklarını söyler, fakat elle dokunma mesafesindeki türlerden yeni özelliği olan farklı türlerin, cinslerin, familyaların oluşumunu destekleyecek gözlemi, deney yapma şansına rağmen sunamaz. Buna karşın Big Bang Teorisi, hipotezli-tümdengelim metodu ile birlikte gözlemsel verilere sahip olma kriterini de karşılamaktadır.

Bilimsel kriterlere uygun olmanın en önemli göstergelerinden biri olarak öngörülerde bulunma gücü gösterilmiştir. Daha önce bahsedildiği gibi Evrim Teorisi bu şartı karşılayamamaktadır. Big Bang Teorisi ile ise önceden öngörülen evrenin genişlemesi, sonradan gözlemsel olarak doğrulanmıştır.

Fred Hoyle ve arkadaşları evrenin genişlemeye rağmen durağan bir yapıda olabileceğini göstermeye çalışırlarken ‘Durağan Durum Teorisi’ni (Steady State Theory) ortaya attılar. Bu teoriye göre evrenin genişlemesiyle ortaya çıkan boş alan, sürekli bir şekilde madde yaratılması ile dolduruluyordu. Bu teori, fiziğin temel yasası olan ‘maddenin ve enerjinin korunması’ ilkesine (termodinamiğin birinci yasası) uymuyordu.86 Evrende çok büyük orandaki entropinin varlığı, gözlenen genişlemenin mekanizmasının gösterilememesi, galaksilerin dağılım şekli ve daha birçok faktör açısından Durağan Durum Teorisi, daha baştan, Big Bang Teorisi kadar başarılı değildi.87 Fakat uzun süre Big Bang Teorisi karşısındaki tek alternatif bu teoriydi. Big Bang Teorisi’ne göre evrenin başlangıcı çok sıcak ve çok yoğundu, genişlemeyle bu yoğunluk ve sıcaklık sürekli düşüyordu.88 Bu çok sıcak ilk ortam, Hoyle’nin teorisinin açıklayamadığı hidrojenin oluşumu için gerekli çok yüksek sıcaklıktaki ortamın açıklamasını yapabiliyordu. Hoyle ise bunu kabul etmek istemiyor ve “Big Bang’in fosilini bana bulun” diye alay ediyordu.89 1948 yılında Gamow ve arkadaşları, Big Bang’in başlangıcındaki yüksek ışımalı çok sıcak ortamın kalıntısının bugün bile evrende olması gerektiğini matematiksel hesaplar çerçevesinde ileri sürdüler.90 1965 yılında Arno Penzias ve Robert Wilson, Gamow ve arkadaşlarının, Big Bang Teorisi’nin evren modeline dayanarak öngördüğü ‘kozmik fon radyasyonu’nu (aranan fosili) bulup Nobel Ödülü’nü aldılar. Bu keşfi bazı ünlü fizikçiler, ‘modern kozmolojinin doğumu’ olarak kabul ettiler.91 1989 yılında uzaya fırlatılan COBE uydusundan 1992’de gelen veriler, kozmik fon radyasyonunu ve bu radyasyonda gezegenlerin oluşması için gerekli olan dalgalanmaları çok hassas bir şekilde gösterdi.92 Stephen Hawking COBE’den gelen veriler için “Bu, yüzyılın, hatta belki de tüm zamanların en büyük buluşudur” yorumunu yaptı.93

Big Bang Teorisi’ne dayanarak yapılan öngörüleri, daha sonra gelişmiş cihazlarla yapılan gözlemsel kanıtların desteği izledi. Bu teorinin öngörüleri bilim insanlarına bu teoriyi yanlışlayabilmeleri için imkân tanıyordu. Fakat bulgular hep rakip teoriler yerine Big Bang Teorisi’ni destekledi. Bu bulgular, milyarlarca yıl öncesindeki bir patlamayla başlayan bir süreçle ilgili bir teorinin nasıl yanlışlanabilir öngörüler ileri sürebileceğinin bir delilidir. Örneğin evrenin genişlemediği veya kozmik fon radyasyonunun mevcut olmadığı gösterilebilseydi teori yanlışlanabilirdi. Üstelik bu yanlışlamaya açık öngörüler sürekli sürdü. Big Bang Teorisi, evrenin sıcaklığının ve yoğunluğunun genişlemeye bağlı olarak düştüğünü söyler. Buna göre evrenin geçmişi daha yoğun ve daha sıcaktır. Teleskopla gördüğümüz yıldızların birçoğunun ışığı milyarlarca yıl önceden, yani evrenin geçmişinden gelir. 1994 yılında, evrenin geçmişinin sıcaklığının, şimdikinden daha yüksek olduğu saptanabildi.94 Eğer evrenin geçmişinin, aynı sıcaklıkta veya daha soğuk olduğu gösterilebilseydi Big Bang Teorisi yanlışlanabilirdi.

Big Bang Teorisi, William Whewell’in ayrı ayrı alanlardan gelen delillerin birleşimiyle sonuca varmayı ifade etmek için kullandığı ‘birleşmeli tümevarım’ yöntemine uymaktadır. Kısaca incelenen delillerin dışında, Big Bang Teorisi’nin öngördüğü evren modeline uygun şekilde, evrenin %25’inin helyum, %73’ünün hidrojen olduğu anlaşılmıştır.95 Bu teori ile atom altı dünyanın oluşumu ile ilgili bir teori elde edilmiş, bu teoriye dayanarak Big Bang’den sonraki ilk dakikalar hakkında akıl yürütülebilmiştir.96 Evrendeki döteryum ve lityum gibi hafif atomların açıklaması sadece bu teori ile yapılabilmektedir; ağır atomların yıldızların içindeki süreçlerle açıklanması mümkünken, bu atomların bu süreçlerle açıklanması mümkün değildir.97 Ayrıca yıldızların incelenmesinden, entropiden ve radyoaktif elementlere dayalı tarihlendirme yöntemiyle varılan sonuçlardan evrenin bir başlangıcı olması gerektiğinin anlaşılması da Big Bang Teorisi’ni desteklemiştir.98 Ayrı ayrı alanlardan gelen bu delillerin her biri, Big Bang Teorisi’ni desteklerken, Durağan Durum Teorisi gibi rakip teorileri yanlışlamıştır. William Whewell’in deyimiyle ‘birleşmeli tümevarım’, yani ayrı alanlardan gelen verilerin gücünü birleştirmesi ile yapılan tümevarım; Big Bang Teorisi ile çok başarılı bir şekilde gerçekleşmiştir.

Big Bang Teorisi, başka hiçbir teorinin açıklayamadığı şekilde görünür olguları açıklayarak, rakip hiçbir teorinin yapamadığı öngörüleri yaparak ve bu öngörülere yanlışlanma imkânı tanıyarak, evrenin matematiksel modelini çok başarılı bir şekilde sunarak, başarılı bilimsel bir teori olmuştur. Üstelik Big Bang Teorisi, Evrim Teorisi’nden çok daha eskilerden başlayan (günümüzden on beş milyar yıl kadar önce) bir süreçle ilgili bir teoridir. Bu teori, bir teorinin milyarlarca yıllık bir sürece dair olmasına rağmen bilimsel kriterleri nasıl karşılayabildiğinin bir örneğidir. Oysa daha önce görüldüğü gibi Evrim Teorisi aynı başarıyı gösterememiştir.

Biyolojinin fizikten farklı bir bilim dalı olması ve biyolojide öngörüde bulunmanın zorluğu gibi sebepler, Evrim Teorisi’nin, Big Bang Teorisi’ne nazaran başarısız bir teori olmasının nedenleri olarak ileri sürülebilir. Başka bir bakış açısından ise, canlılar gibi dokunulabilen, deney yapılabilen geniş bir topluluktan objektif üstünlük sağlayacak verilerin elde edilememesi, Evrim Teorisi’nin yanlışlığının delili olarak gösterilebilir. Evrim Teorisi’ne karşı bilinemezci (agnostik) kalıp, canlıların tarihine dair çalışmalarda yeni verilere ihtiyaç olduğunu söylemek bence en doğrusu gözükmektedir. Linnaeus’un türleri tamamen sabit gören yaklaşımı günümüzde yanlışlanıp elenmiştir. Fakat türlerin sınırlı şekilde değişken olduğunu kabul etmelerine rağmen, türlerin bağımsız yaratıldığını kabul eden görüşleri yanlışlamak mümkün olamamıştır. Evrim Teorisi’nin delili gibi ortaya konan tüm veriler, ancak rakip teorilerce de kabul edilen sınırlı değişikliklerin gösterilmesinin ötesine geçememektedir. Big Bang Teorisi ise milyarlarca yıllık bir sürece ait bir teori olmasına rağmen; rakip teorilerin hiçbirince öngörülemeyen, yanlışlamaya açık tahminler ileri sürmüş ve gözlemsel verilerin teorinin öngörülerini doğrulamasıyla rüştünü ispat etmiştir.

cRn* & méLiss-á
Admin

Mesaj Sayısı : 142
Kayıt tarihi : 10/11/08

Kullanıcı profilini gör http://evrimteorisi.allgoo.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz