YAPAY SELEKSİYONDAN DOĞAL SELEKSİYONA GEÇİŞ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

YAPAY SELEKSİYONDAN DOĞAL SELEKSİYONA GEÇİŞ

Mesaj tarafından cRn* & méLiss-á Bir Salı Kas. 11, 2008 4:56 pm

Darwin’in ‘doğal seleksiyon’ (natural selection) fikrine ulaşmasında, Malthus’tan aldığı etkiler kadar hayvan yetiştiricileri üzerinde yaptığı gözlemler de etkili olmuştur. Gerçi Malthus da hayvan ve bitki yetiştiricilerinin ‘yapay seleksiyon’ (artificial selection) yolu ile tür içinde düzeltme yapmalarından bahsetmiştir; fakat o, Darwin’in aksine, bu ‘yapay seleksiyon’un belli sınırları olduğunu vurgulamıştır.86 Darwin için ise ‘yapay seleksiyon’ fikri çok önemliydi; o, ‘doğal seleksiyon’u birçok defa ‘yapay seleksiyon’ ile analoji kurarak temellendirmeye çalışmıştır ve ‘Türlerin Kökeni’ kitabının ilk bölümünü bu konuya ayırmıştır. Hayvan yetiştiricisi istediği türün bireyini seçmekte ve gelecek nesli bu bireyden üretmektedir. Böylece türün içinde istediği özelliklerin nesilden nesile aktarılmasını sağlamaktadır.87

Bu, benzetmeye dayalı akıl yürütmenin (analojinin) birçok sorunları bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi, ‘yapay seleksiyon’da hayvan yetiştiricisi, bilinçli şekilde istediği canlıyı seçmekte ve onun özelliklerinin genetik olarak aktarılmasını sağlamaktaydı. Doğada hayvan yetiştiricisinin oynadığı rolü neyin oynayacağını göstermek gerekmekteydi. Darwin’e göre doğada bu seçici etkiyi ‘var olma savaşı’ gerçekleştirecekti; ‘var olma savaşı’nın ele alınması, ‘Türlerin Kökeni’ kitabının üçüncü bölümünü oluşturur. Darwin, ‘var olma savaşı’nı, Malthus’un nüfus kuramından esinlenerek kendi kuramına monte etmiştir.

Bunun Darwin’i ulaştırdığı nokta ‘doğal seleksiyon’dur. ‘Türlerin Kökeni’nin dördüncü bölümünün başlığı da budur. Darwin, ikinci bölümde canlılardaki çeşitliliğin (varyasyonların) doğa ortamında nasıl meydana geldiğini incelerken, varyasyonların oluşumunun temel prensiplerinin neler olduğunu beşinci bölümde ele alır. Varyasyonların olması ‘doğal seleksiyon’ sürecinin işlemesi için önemlidir; varyasyonlar yoksa ‘doğal seleksiyon’ işlemez.88 Darwin’in Evrim Teorisi’ne göre bir sürü zürafa varyasyonu önce oluşur, otlar ortadan yok olduğu bir dönemde, boynu kısa zürafalar ‘doğal seleksiyon’a uğrar ve yüksek dallardaki yaprakları yiyebilen zürafalar hayatta kalır. Daha sonraki nesilde zürafalar, yaprakları yiyebilen uzun boyunlu zürafanın dölleri olarak uzun boyunlu doğarlar. Bu görüş, Lamarck’ın, canlıların ihtiyaçları sonucunda hareket edip, bu hareketle değişikliğe uğramaları (zürafaların uzun dallara erişmek için boyunlarını hareket ettirip uzatmaları) ve bunu sonraki nesillere aktarmalarına dayanan görüşünden farklıdır. Darwinizm’de önceden oluşan varyasyon, çevrenin elemesine yakalanır (doğal seleksiyon) veya yakalanmaz (en uygunun yaşaması) ama çevreye uymak için canlı kendi kendini farklılaştırmaz.

Bazı bilim insanları, Darwin’in ‘Türlerin Kökeni’ni ilk yazdığı dönemde ‘yapay seleksiyon’ ile ‘doğal seleksiyon’ arasından analoji kurduğunu; bunda, ‘yapay seleksiyon’u gerçekleştiren insanın yerine ‘doğal seleksiyon’da Tanrı’yı koyduğunu söylerler.89

Daha sonraki dönemlerde Darwin bilinemezciliğe kaymış olsa bile, ‘doğal seleksiyon’un; en ünlü kullanıcısı tarafından bile, mutlak anlamda ateist bir eleme aracı olarak görülmemiş olması önemlidir. Richard Dawkins gibi “Doğal seleksiyon doğanın kör saatçisidir; kördür, çünkü ileriyi görmez, sonuçları hesaplamaz, görünen bir amacı yoktur”90 diyenler de vardır. Bu bakış açısına göre doğada birçok ucube varyasyon ortaya çıkmıştır, canlıları tasarımlı gibi algılamamızın sebebi ‘doğal seleksiyon’un ucubeleri elemesidir. Görüldüğü gibi Evrim Teorisi’nin içinde en ateistik kullanım ‘doğal seleksiyon’ ile ilgili olmuştur. Fakat ‘doğal seleksiyon’a inanmak mutlak olarak ateist olmaya yol açmamıştır. ‘Doğal seleksiyon’ mekanizmasına inanan herkes, Richard Dawkins gibi, ‘doğal seleksiyon’u canlıları oluşturan, ‘kör saatçi’ olarak değerlendirmemiştir.91

Daha önce de görüldüğü gibi, Darwin ile beraber ‘doğal seleksiyon’ ile türlerin oluşmasını ilk olarak savunan Wallace da canlıların bilinçle ve kudretle oluşturulmuş bir tasarımın ürünleri olduğuna inanıyordu. Wallace, ölen ve elenen canlıların en zayıflar olduğunu, hayatta kalanların en iyi beslenen ve düşmanlarından en iyi korunanlar olduğunu söyledi.92 Wallace, doğanın nüfusu kontrol edici etkisini vurgularken, Malthus’tan, Darwin’in ondan etkilendiğinden daha çok etkilendiğini göstermektedir.

Wallace, ‘yapay seleksiyon’ ile ‘doğal seleksiyon’ arasında bir benzerlik kurulamayacağını söyleyerek Darwin’den ayrılmaktadır. Ayrıca Darwin gibi ‘seksüel seleksiyon’a, ‘doğal seleksiyon’ içinde özel bir yer ayırmaması da Darwin’den ayrıldığı diğer bir noktadır. Darwin, tavus kuşunun kuyruğuyla eşini cezbetmesini veya kavgada kendisini üstün kılacak kadar gelişmiş organlarıyla dişisinin beğenisini kazanan erkeği, ‘seksüel seleksiyon’un örnekleri olarak sundu. Bunda genelde ‘dişinin seçimi’ (female choise) önemlidir; dişinin seçtiği erkek üreyip yeni döllere kendi özelliklerini aktarır.93

Wallace, ‘doğal seleksiyon’ mekanizması ile insan beyninin oluşumunun anlaşılamayacağını, ancak bilinçli bir müdahale ile insandaki ahlaki kapasitenin oluşabileceğini söylerken, ‘doğal seleksiyon’u sınırlandırarak da Darwin’den ayrılır. ‘En uygun olanın yaşaması’ Wallace’a göre de kanundur, farklılıklarına rağmen bu temelde Darwin’le aynı noktadadırlar.

Darwin’in çok önem verdiği ‘yapay seleksiyon’ aslında Evrim Teorisi açısından birçok güçlüklerle doludur. Hayvan yetiştiricileri, yıllardır inek, koyun, at gibi birçok hayvanla uğraşmaktadırlar; fakat hiç kimse yeni bir cinsin, familyanın ortaya çıktığına tanıklık edememiştir. Bilinçli müdahaleler ile bile yeni tek bir cinsin, familyanın oluşması mümkün olamamışken, doğada oluşan rastgele değişiklikler ile milyonlarca türün, cinsin, familyanın ortaya çıkmasını açıklamak mümkün görünmemektedir. Teorinin savunucuları, evrimin oluşumunu çok uzun bir zamana yayarak bu sorundan kaçınmaya çalıştılar. Güçlü ve avantajlı olan canlı, gıda kaynaklarına ulaşmadaki ve cinsel ilişkiye girmedeki avantajından dolayı yaşamayı ve genetik özelliklerini sürdürmeyi başarıyor olabilir. Burada anlaşılması gereken nokta ‘doğal seleksiyon’a dayalı Evrim Teorisi’nin, bundan çok daha fazla bir iddiaya sahip olduğudur. Bu iddia, tüm canlılığın oluşumunun bu mekanizmayla açıklanabileceği şeklindedir. Canlı dünyada ‘doğal seleksiyon’un olduğunu kabul etmek, aslında bireyleri veya türleri eksiltici bir mekanizmayı kabul etmektir. Kitabın 3. bölümünde gösterileceği gibi, Evrim Teorisi’ni rakip görüşlerinden ayırt eden özelliği, ‘doğal seleksiyon’un varlığını savunması değildir; bu eleyici mekanizmayla türleri, cinsleri, familyaları ile tüm canlıların oluşumunun açıklanabileceğini savunmasıdır.

cRn* & méLiss-á
Admin

Mesaj Sayısı : 142
Kayıt tarihi : 10/11/08

Kullanıcı profilini gör http://evrimteorisi.allgoo.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz